Altını ıslatma ve işeme bozuklukları, mesanenin idrarı sağlıklı bir şekilde depolama ve boşaltma işlevini istemsiz olarak yerine getirememesi tablosudur. Ürolojik yaklaşım ve tedavi yönetimi, bu sorunun kaynağındaki kas, sinir veya boşaltım sistemi uyumsuzluklarını tespit ederek bedenin doğal gelişimine uygun, kalıcı çözümler sunmayı hedefler. Bu durum basit bir tuvalet eğitimi eksikliği ya da psikolojik bir inatlaşma değil; vücudun çalışma mekanizmasındaki geçici bir koordinasyon sorunudur. Kapsamlı bir ürolojik değerlendirme ile idrar kaçırma probleminin temeline inilir, bedensel fonksiyonlar düzenlenir ve bireyin hem fiziksel hem de sosyal yaşam kalitesi güvenle koruma altına alınarak tam mesane kontrolü yeniden kazandırılır.

Prof. Dr. Berkan Reşorlu
Üroloji Uzmanı

1979 Ankara doğumlu Prof. Dr. Berkan Reşorlu, tıp eğitimini 1997-2003 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde, üroloji uzmanlığını ise 2003-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır. Akademik olarak 2013 yılında doçent, 2022 yılında profesör ünvanı almıştır.

Endoskopik taş cerrahisi alanında geniş serili çalışmalara imza atmış, 1 yaş altı çocuklarda uygulanan cerrahileri literatüre kazandırmış, taş skorlama sistemi ve deneysel cerrahi modelleriyle uluslararası alanda kabul görmüştür.

WhatsApp ile İletişime Geç

Enürezis Noktürna (Alt Islatma) Nedir ve Hangi Yaşlarda Sık Görülür?

Gece altını ıslatma, genel tıbbi kabulle beş yaşını doldurmuş çocuklarda uyku sırasında istemsiz bir şekilde ve tekrarlayan periyotlarla idrar kaçırma eylemi olarak tanımlanır. İnsan vücudunda idrar kontrolünün sağlanması, beyin ile mesane arasındaki sinirsel yolların tamamen olgunlaşmasına bağlıdır. Bu nörolojik olgunlaşmanın tamamlanması beklenen üst sınır beş yaş olarak kabul edilir. Bu nedenle beş yaşından küçük çocukların gece idrar kaçırması gelişimsel bir sürecin parçası olarak görülürken, bu yaş sınırının aşılmasından sonra devam eden durumlar tıbbi değerlendirme gerektirir.

Toplum geneline bakıldığında bu durum son derece yaygın bir tablodur. Beş yaşındaki çocukların ortalama yüzde on beşi ile yirmisi arasında gece altını ıslatma problemi görülür. Yaş ilerledikçe, bedenin sinir sistemi ve mesane kapasitesi geliştikçe bu oran doğal bir azalma eğilimine girer. Yedi ile on yaş arasındaki okul çağı çocuklarında görülme sıklığı yüzde yedi seviyelerine geriler. On beş yaş ve üzeri erişkinliğe geçiş döneminde ise bu oran yüzde bir civarındadır. İstatistikler, hastalığın her yıl yaklaşık yüzde on beş oranında kendiliğinden iyileşme kapasitesine sahip olduğunu gösterse de bu kendiliğinden iyileşmeyi beklemek çocuğun okul ve sosyal hayatında yaşayacağı travmaları görmezden gelmek anlamına gelir.

Alt Islatma Probleminde Cinsiyet ve Çevresel Faktörlerin Rolü Nasıldır?

Bu sağlık sorununun ortaya çıkışında cinsiyetin oldukça belirgin bir etkisi bulunur. Fizyolojik gelişim süreçleri incelendiğinde, altını ıslatma durumunun erkek çocuklarda kız çocuklarına kıyasla yaklaşık iki kat daha fazla görüldüğü saptanmıştır. Bu istatistiksel farkın temelinde, erkek çocuklardaki kas ve sinir sisteminin birbiriyle uyumlu çalışmasını sağlayan olgunlaşma sürecinin kızlara göre daha yavaş seyretmesi yatar. Ayrıca anatomik olarak idrar yollarındaki yapısal farklılıklar da bu oransal eşitsizliğe katkı sağlar.

Çevresel ve sosyoekonomik faktörlerin bu tablonun üzerindeki etkisi de son derece büyüktür. Çocuğun yaşadığı ev ortamındaki stres faktörleri, mesane kontrolünü doğrudan etkileyebilir. Ebeveynlerin boşanma süreci, aile içine yeni katılan bir kardeşin yarattığı ilgi kaybı korkusu, okulda yaşanan akran zorbalığı veya ebeveynlerin çocuktan beklentilerinin çok yüksek olması gibi psikolojik baskılar sinir sistemini tetikler. Aynı zamanda kalabalık aile yapısı, ebeveynlerin eğitim seviyesine bağlı olarak tuvalet eğitiminde yapılan yanlış uygulamalar da bedensel olgunlaşmayı geciktiren çevresel engeller arasında yer alır.

Gece Alt Islatma Sorununun Temel Nedenleri Nelerdir?

Gece altını ıslatmanın arkasında yatan mekanizma oldukça geniş bir yelpazeye yayılır ve tek bir nedene bağlanamaz. Yapılan detaylı incelemelerde, hastaların yüzde doksan yedisinde böbreklerde, idrar yollarında veya mesanede doğrudan bir hastalık veya yapısal bozukluk saptanmaz. Geriye kalan bu büyük çoğunlukta sorun, vücudun çalışma sistemindeki ince ayarların henüz tam oturmamış olmasından kaynaklanır.

Bu fizyolojik ayarsızlık üç ana sütun üzerinde yükselir. Bunlar böbreklerin gece çalışma temposu, mesanenin hacim kapasitesi ve beynin uyku sırasındaki uyanıklık eşiğidir. Vücuttaki bu üç merkezin birbiriyle eşzamanlı ve uyumlu çalışamaması, gece yatağın ıslanmasıyla sonuçlanır. Altta yatan bir organ yetmezliği veya ciddi bir hastalık olmamasına rağmen, bu fonksiyonel gecikmeler çocuğun günlük hayatını derinden etkileyecek güce sahiptir.

Alt Islatma Durumunda Genetik Yatkınlık Ne Kadar Etkilidir?

Bu tablonun ortaya çıkmasındaki en güçlü ve en inkar edilemez faktör genetiktir. Tıbbi araştırmalar, belirli kromozomlar üzerindeki gen bölgelerinin doğrudan mesane kontrolü ile bağlantılı olduğunu kanıtlamıştır. Bu durum alt ıslatmanın büyük oranda soydan geçen, kalıtsal bir miras olduğunu ortaya koyar. Ailelerin bunu bilmesi, çocuklarını veya kendilerini suçlamalarının önüne geçmek açısından hayati değer taşır.

Ebeveynlerin her ikisinin de çocukluk dönemlerinde gece altını ıslatma öyküsü varsa, bu genetik mirasın çocuğa geçme ve çocukta aynı sorunun görülme ihtimali yüzde yetmiş yedi gibi çok yüksek bir seviyededir. Bu durum toplum geneline kıyasla riskin yaklaşık on bir kat artması anlamına gelir. Eğer ebeveynlerden sadece birinde geçmişte böyle bir öykü bulunuyorsa, çocuğun alt ıslatma riski yüzde kırk dört civarında seyrederek yine de yüksek bir oranda kalır. Ailede hiçbir şekilde böyle bir geçmiş yoksa, çocuğun bu sorunu yaşama ihtimali yüzde on beşlik temel seviyeye iner.

Hormonal Değişimler ve Gece İdrar Üretimi Arasındaki Bağlantı Nedir?

Sağlıklı bir bedenin günlük ritmi (sirkadiyen ritim), gündüzleri daha aktif, geceleri ise dinlenmeye yönelik programlanmıştır. Bu dinlenme sürecinde beyindeki hipofiz bezinden “Antidiüretik Hormon” adı verilen çok özel bir hormon salgılanır. Bu hormonun temel görevi, kan dolaşımı yoluyla böbreklere ulaşarak onlara gece boyunca daha az çalışmaları ve daha az idrar üretmeleri yönünde sinyal vermektir. Bu sayede gece üretilen idrar miktarı gündüze göre yarı yarıya azalır ve kişi sabaha kadar tuvalete kalkma ihtiyacı hissetmeden uyuyabilir.

Ancak gece altını ıslatan bireylerin büyük bir kısmında, beynin gece salgıladığı bu hormon miktarı yetersiz kalır. Hormonal sinyali alamayan böbrekler, sanki gündüzmüş gibi tam kapasiteyle çalışmaya ve yüksek miktarda idrar üretmeye devam eder. Bu durum tıpta “noktürnal poliüri” yani gece aşırı idrar üretimi olarak adlandırılır. Böbreklerin ürettiği bu yüksek hacimli idrar, çocuğun mesane kapasitesini aştığında yatağın ıslanması kaçınılmaz hale gelir.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Çok Derin Uyku Düzeni Alt Islatmaya Yol Açar Mı?

Ailelerin en sık dile getirdiği şikayetlerden biri, çocuklarının uykusunun çok ağır olması ve hiçbir sese uyanmamalarıdır. Toplum arasında “derin uyku” olarak bilinen bu durum tıp literatüründe uyanma eşiğinin (arousal threshold) yüksek olması şeklinde tanımlanır. Aslında sorun çocuğun çok derin uyuması değil beynin iç organlardan gelen sinyallere karşı kapılarını kapatmış olmasıdır.

Normal şartlarda uyku sırasında mesane dolduğunda ve duvarları gerilmeye başladığında, sinir sistemi aracılığıyla beyne “doluluk” sinyalleri gönderilir. Beyin bu sinyali alır, uykuyu böler ve bireyi tuvalete gitmesi için uyandırır. Fakat altını ıslatan çocuklarda bu iletişim hattında bir kopukluk vardır. Mesane tamamen dolsa, hatta taşma noktasına gelse bile, beyin bu şiddetli sinyalleri algılayamaz veya algılasa da uyanma refleksini tetikleyecek kadar güçlü bir yanıt oluşturamaz. Bu durum uyku mimarisindeki yapısal bir sorundan ziyade, beyin-mesane iletişimindeki bir adaptasyon gecikmesidir.

Alt Islatma ve İşeme Bozukluklarının Klinik Tipleri Nelerdir?

Hastalığın doğru tedavisi için öncelikle hangi grupta yer aldığının kesin olarak belirlenmesi gerekir. Semptomların görülme zamanına ve eşlik eden diğer şikayetlere göre farklı sınıflandırmalar yapılır.

Klinik tipler şunlardır:

  • Monosemptomatik tip
  • Non-monosemptomatik tip
  • Primer tip
  • Sekonder tip

Monosemptomatik tip, adından da anlaşılacağı üzere sadece tek bir şikayetin olduğu gruptur. Çocuk gündüzleri tuvalet alışkanlığında hiçbir sorun yaşamaz, ani sıkışma hissetmez veya idrar kaçırmaz; sorun tamamen gece uyku sırasındadır. Bu durum genellikle hormonal eksiklik veya gelişimsel bir gecikmeye işaret eder.

Non-monosemptomatik tip ise çok daha karmaşık bir tablodur. Bu çocuklarda gece alt ıslatmasına ek olarak gündüzleri idrar kaçırma, aniden tuvalete sıkışarak bacaklarını çaprazlama ihtiyacı, çok sık veya çok seyrek tuvalete gitme, kesik kesik idrar yapma ve kronik kabızlık gibi şikayetler bulunur. Bu grup, anatomik veya fonksiyonel bozukluklar açısından daha detaylı incelenmeyi gerektirir.

Primer tip, çocuğun bebekliğinden itibaren gece idrar kontrolünü hiçbir dönemde kazanamadığı, kesintisiz devam eden durumu tanımlar. Sekonder tip ise, çocuğun en az altı aylık bir süre boyunca gece kuruluğunu sağladığı, sonrasında ise aniden tekrar yatağı ıslatmaya başladığı durumdur. Sekonder vakalar genellikle idrar yolu enfeksiyonları, diyabet (şeker hastalığı) veya yaşanan ağır bir psikolojik travma gibi sonradan gelişen tetikleyicilerle ortaya çıkar.

Üroloji Uzmanı Tanı Koyarken Hangi Adımları İzler?

Ürolojik tanı sürecinde temel prensip, hastayı gereksiz yere korkutacak, ağrılı ve yıpratıcı testlerden uzak durmaktır. Özellikle sadece gece altını ıslatan hastalarda, ilk başvuruda çok detaylı radyolojik görüntülemelere veya kan testlerine nadiren ihtiyaç duyulur. Tanının asıl belkemiği, hekimin aile ve çocukla yapacağı çok kapsamlı ve detaylı görüşmedir.

Bu görüşmede hekim, çocuğun gün içindeki su içme alışkanlıklarını, tuvalete gitme sıklığını, tuvaletteki duruş pozisyonunu ve tuvaleti geldiğinde ertelemek için yaptığı hareketleri detaylıca sorgular. Sadece idrar yolları değil çocuğun genel uyku düzeni, horlayıp horlamadığı veya ağızdan nefes alıp almadığı da büyük önem taşır. Zira geniz eti büyüklüğüne bağlı uyku apnesi gibi durumlar gece hormon dengesini bozarak alt ıslatmayı doğrudan tetikleyebilen faktörlerdir. Hekim tüm bu yapboz parçalarını birleştirerek sorunun kaynağına iner.

İşeme Günlüğü Tanı Aşamasında Hangi Verileri Sağlar?

Tanı sürecinin en kıymetli aracı, ailenin evde tutacağı detaylı bir kayıt sistemi olan işeme günlüğüdür. Genellikle çocuğun evde olduğu hafta sonuna denk getirilen en az iki gün ve üç gece boyunca, alınan tüm sıvılar ve çıkarılan tüm idrar miktarları ölçekli bir kap yardımıyla mililitre cinsinden titizlikle kaydedilir.

Gözlemlenen temel veriler şunlardır:

  • Maksimum idrar hacmi
  • Günlük su tüketimi
  • Gece idrar miktarı
  • Tuvalete gitme sıklığı

Maksimum idrar hacmi, çocuğun tek seferde yaptığı en yüksek idrar miktarını gösterir. Bu değer, çocuğun yaşına uygun matematiksel formüllerle hesaplanan ideal mesane kapasitesiyle karşılaştırılır. Eğer elde edilen rakam ideal kapasitenin çok altındaysa, çocuğun mesanesinin yaşına göre küçük kaldığı anlaşılarak buna yönelik bir tedavi planlanır.

Günlük su tüketimi verisi, çocuğun gün içinde okulda hiç su içmeyip, akşam eve geldiğinde tüm sıvı ihtiyacını yatmadan hemen önce karşılayıp karşılamadığını ortaya çıkarır. Gece idrar miktarı ise uyku sırasında böbreklerin ne kadar aktif olduğunu matematiksel olarak kanıtlar. Bu değer çok yüksekse, hormonal bir eksikliğin varlığı kesinleşmiş olur ve tedavi doğrudan bu eksikliği gidermeye odaklanır.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

İdrar Tahlili ve Ultrason Gibi Testler Hangi Durumlarda İstenir?

Kapsamlı görüşme ve günlüğün ardından laboratuvar testlerine geçilir. İlk ve en önemli adım, son derece basit ama bilgi verici olan tam idrar tahlilidir. Bu test, vücutta gizli seyreden bir idrar yolu enfeksiyonu olup olmadığını, idrarda kan bulunup bulunmadığını veya idrarda şeker kaçağı olup olmadığını gösterir. İdrarda şeker saptanması, henüz tanı konmamış bir diyabetin (şeker hastalığının) ilk habercisi olabilir ve gece aşırı idrar üretiminin asıl sorumlusu olarak karşımıza çıkabilir.

Gündüzleri idrar kaçırma şikayeti olan ani sıkışmalar yaşayan veya ilk basamak tedavilerden hiçbir fayda görmeyen çocuklarda üriner sistem ultrasonografisi devreye girer. Tamamen ağrısız ve radyasyon içermeyen bu ses dalgası yöntemiyle böbreklerin anatomik yapısı incelenir. Mesane duvarında bir kalınlaşma olup olmadığına bakılır. En önemlisi, çocuk tuvaletini yapıp mesanesini boşalttıktan hemen sonra ultrason ile bakılarak içeride idrar kalıp kalmadığı (bakiye idrar) kontrol edilir. İçeride sürekli idrar kalması, mesane kasının veya kapakçıkların görevini tam yapamadığını gösteren ciddi bir bulgudur.

Üroflovmetri Testi İle Hangi İşeme Eğrileri Tespit Edilir?

İşeme bozukluklarından şüphelenilen vakalarda, idrar akışının dinamiğini bilgisayar ortamında milisaniyeler bazında ölçen üroflovmetri (işeme testi) altın standarttır. Çocuk özel bir huni şeklindeki cihaza idrarını yapar ve sistem bu akışın hızını, basıncını ve süresini hesaplayarak ekrana bir grafik çizer. Çizilen bu eğrinin şekli, altta yatan problemin niteliği hakkında üroloji uzmanına çok net anatomik ve fonksiyonel bilgiler sunar.

Tespit edilen eğri tipleri şunlardır:

  • Çan eğrisi
  • Plato eğrisi
  • Staccato eğrisi
  • Kule eğrisi

Çan eğrisi, hiçbir tıkanıklık veya kas uyumsuzluğu olmayan sağlıklı bir bireyde görülen, hızla yükselen ve hızla azalarak pürüzsüz bir çan şeklini alan ideal akış grafiğidir. Plato eğrisi ise, idrarın hızla yükselemediği, düz bir yatay çizgi şeklinde uzayıp giden ve boşaltımın çok uzun sürdüğü bir grafiktir. Bu durum idrar yolunda fiziksel bir darlık veya ciddi bir tıkanıklık olduğunun kesin kanıtıdır.

Staccato eğrisi, idrarın kesik kesik, dalgalanmalar halinde çıkmasıyla oluşur. Bu grafik, çocuğun idrarını yaparken aynı zamanda istemsiz bir şekilde pelvik taban kaslarını sıktığını, kasların birbiriyle inatlaştığını ve fonksiyonel bir işeme bozukluğu olduğunu gösterir. Kule eğrisi ise saniyeler içinde aniden fırlayan çok yüksek bir zirve ve ardından hemen biten akışı temsil eder. Bu durum genellikle aşırı aktif, sürekli kasılmaya hazır bir mesanenin varlığına işaret eder.

Davranışsal Tedavi Kapsamında Hangi Temel Adımlar Uygulanır?

Sorunun tespiti sonrasında tedavi süreci her zaman en basit, en zararsız ve hastanın günlük yaşam alışkanlıklarını düzenleyen adımlarla başlar. Ailenin tam motivasyonuyla uygulanan bu ilk basamak, çoğu zaman ilaçlara gerek kalmadan sorunu büyük ölçüde hafifletir.

Uygulanması gereken adımlar şunlardır:

  • Sıvı kısıtlaması
  • Saatli tuvalet eğitimi
  • Bağırsak düzeninin sağlanması
  • Ödül sisteminin kurulması

Sıvı kısıtlaması adımı, çocuğun gün içinde yeterli su içmesini desteklerken, yatmadan önceki son iki saatte alınan su, meyve suyu ve süt gibi tüm sıvıların tamamen kesilmesini kapsar. Özellikle akşam yemeğinde susuzluk hissini artıran aşırı tuzlu, baharatlı gıdalardan ve mesaneyi doğrudan uyaran kafeinli içeceklerden kesinlikle uzak durulması gerekir.

Saatli tuvalet eğitimi, mesanenin doğru çalışma ritmini bulması için uygulanır. Çocuğun gün içinde tuvaleti gelse de gelmese de her iki saatte bir tuvalete gitmesi sağlanır. Oyuna veya televizyona dalıp son ana kadar idrarı tutma, bacak çaprazlama gibi mesane kasını yoran eylemlerin önüne geçilir.

Bağırsak düzeninin sağlanması ise tedavinin en kritik ancak en çok gözden kaçırılan adımıdır. Kabızlık nedeniyle rektumda biriken sert dışkı, hemen önünde yer alan mesaneye sürekli bir fiziksel baskı uygular ve mesanenin idrar depolama kapasitesini ciddi şekilde daraltır. Sadece lifli gıdalarla beslenme düzeninin sağlanması ve kabızlığın giderilmesi bile işeme sorunlarının önemli bir kısmını ortadan kaldırır. Ödül sistemi ise çocuğun motivasyonunu artırır; yatağın kuru olduğu sabahlar için küçük tebrikler verilirken, ıslak geceler için asla ceza veya utandırma yöntemine başvurulmaz.

Alt Islatma Tedavisinde İlaç ve Alarm Cihazları Nasıl Kullanılır?

Yaşam tarzı değişikliklerinin yeterli olmadığı durumlarda medikal destek ve şartlandırma yöntemleri devreye sokulur. Bu basamakta uygulanan tedaviler, vücudun eksik olan fonksiyonlarını tamamlamaya veya sinir sistemini yeniden eğitmeye yöneliktir.

Kullanılan başlıca tedavi araçları şunlardır:

  • Enüretik alarm cihazı
  • Desmopresin tedavisi
  • Antikolinerjik ilaçlar

Enüretik alarm cihazı, çocuğun pijamasına veya yatak çarşafına iliştirilen, idrarın ilk damlası ile temas ettiğinde yüksek bir ses veya titreşimle çalarak çocuğu uyandıran bir sensör sistemidir. Temel mantığı, mesanenin dolduğu ve idrarın kaçtığı o saniyede beyni uyandırarak, beyin ile mesane arasında kopuk olan iletişimi şartlı refleks yoluyla yeniden kurmaktır. Bu tedavi aylar süren bir sabır gerektirse de uzun vadedeki kalıcı başarı oranı en yüksek yöntemdir.

Desmopresin tedavisi, vücutta gece üretilemeyen ve idrarı azaltan hormonun dışarıdan suni olarak verilmesidir. Yatmadan hemen önce alınan bu ilaç sayesinde böbreklerin gece idrar üretimi hızla yavaşlar. Özellikle okul kampları, tatiller veya yatılı misafirlikler gibi çok kısa sürede kesin sonuç alınması gereken durumlarda mükemmel bir seçenektir. Antikolinerjik ilaçlar ise mesane kapasitesinin küçük olduğu durumlarda, mesane kaslarını gevşeterek deponun daha fazla idrar alabilmesini sağlayan yardımcı tedavilerdir.

Dirençli Alt Islatma Vakalarda Hangi İleri Tedaviler Tercih Edilir?

Alarm cihazları ve temel ilaçlarla sağlanan tedavilerin sonuç vermediği, özellikle gündüz kaçırmalarının da eşlik ettiği ağır fonksiyonel bozukluklarda, üroloji kliniklerinde çok daha spesifik ve ileri düzey tedavi yöntemleri uygulanır.

İleri tedavi seçenekleri şunlardır:

  • Sinir stimülasyonu
  • Mesane içi botoks
  • Nöralterapi uygulamaları

Sinir stimülasyonu, diğer adıyla PTNS yöntemi, ayak bileğinin iç kısmından geçen ve mesaneyi kontrol eden sinir ağlarıyla aynı merkeze bağlanan bir sinirin hafif elektrik akımlarıyla uyarılması işlemidir. Yüzeye yapıştırılan pedler aracılığıyla verilen bu akımlar, sinir yoluyla yukarı taşınarak mesanenin çalışma düzenini adeta yeniden programlar. Tamamen ağrısız ve seanslar halinde uygulanan çok modern bir yaklaşımdır.

Mesane içi botoks enjeksiyonu ise mesane kasının aşırı aktif olduğu ve istemsiz olarak sürekli kasıldığı çok zorlu vakalarda tercih edilir. Endoskopik yöntemlerle mesane içerisine girilerek duvar kaslarına enjekte edilen botulinum toksini, o bölgedeki sinir uçlarını geçici olarak felç eder. Böylece mesane aniden kasılmaz ve idrar depolama kapasitesi maksimum seviyeye ulaşır. Nöralterapi uygulamaları da otonom sinir sisteminin regülasyonunu sağlayarak direnci kırmak için kullanılan bölgesel destek tedavileridir.

İşeme Bozukluklarında Kegel Egzersizleri Nasıl Yapılmalıdır?

Mesane boşaltım dinamiklerinde sorun yaşayan, tuvalette idrarını tam bitiremeyen veya idrar akımını başlatmakta zorlanan bireylerde pelvik taban kaslarının doğru kullanımını öğrenmek tedavinin kilit noktalarından biridir. İdrar akışını tutmayı veya bırakmayı sağlayan bu kas grubunun kontrolü, özel fizyoterapi yöntemleriyle geliştirilebilir.

Kullanılan teknikler şunlardır:

  • Kasıp gevşetme egzersizleri
  • Bilgisayarlı biofeedback

Kasıp gevşetme (Kegel) egzersizlerinde, kişiye idrarını veya gazını tutuyormuş gibi pelvik bölgedeki kaslarını birkaç saniye sıkması ve ardından tamamen gevşeterek dinlendirmesi öğretilir. Bu sayede kaslar arasındaki koordinasyon zayıflığı giderilir. Bilgisayarlı biofeedback yönteminde ise vücuda yapıştırılan sensörler aracılığıyla kasın hareketleri ekrana bir oyun şeklinde yansıtılır. Kişi doğru kası sıktığında ekrandaki karakter zıplar veya hareket eder, böylece tamamen görsel bir geri bildirimle doğru kas grubunu çalıştırmayı öğrenir.

Bu egzersizlerin uygulanmasında çok hayati bir kural vardır. Pelvik kas güçlendirme egzersizleri asla tuvalette idrar yaparken uygulanmamalıdır. İdrar boşalırken kası sıkıp idrarı durdurmaya çalışmak, mesane içerisindeki basıncı tehlikeli seviyelere çıkartır ve böbreklere idrar kaçmasına veya ciddi enfeksiyonlara zemin hazırlar. Bu egzersizler her zaman tuvalet dışındaki normal zaman dilimlerinde, mesane tamamen boşken yapılmalıdır.

Blog Yazıları

Gece Altını Islatma Kaç Yaşa Kadar Normal Kabul Edilir?

Çocuklarda gece altını ıslatma, birçok ailenin [...]

Devamını Oku
MR Füzyon Biyopsi ile Klasik Biyopsi Arasındaki Farklar

Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen [...]

Devamını Oku
Erkeklerde Tekrarlayan İdrar Yolu Enfeksiyonu Ne Anlama Gelir?

Erkeklerde tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, çoğu [...]

Devamını Oku
Sertleşme Sorununda En Etkili Tedavi Yöntemleri

Sertleşme sorununda en etkili tedavi yöntemleri [...]

Devamını Oku
Penis Eğriliğinin Tedavisi Cinsel Hayatı Etkiler mi?

Penis eğriliği, tıbbi adıyla penil deviasyon, [...]

Devamını Oku
Penis Büyütme Yöntemleri Nelerdir?

Penis büyütme yöntemleri, erkeklerin hem fiziksel [...]

Devamını Oku
Erkeklerde Sık İdrara Çıkma

Erkeklerde sık idrara çıkma, genellikle basit [...]

Devamını Oku
Cinsel İsteksizlik Tedavi Edilebilir Mi?

Cinsel isteksizlik, modern yaşamın sessizce yayılan [...]

Devamını Oku