Ses dalgalarıyla böbrek taşı kırma, tıp literatüründeki adıyla Ekstrakorporeal Şok Dalgası Litotripsi (ESWL), vücut dışından üretilen yüksek enerjili akustik dalgaların böbrek veya idrar kanallarındaki taşlara odaklanarak, taşı ameliyatsız bir şekilde kuma dönüştürmesi işlemidir. Bu girişimsel olmayan tedavi yöntemi, şiddetli ağrılara yol açan sert kitlelerin ufalanarak idrar yoluyla doğal biçimde vücuttan atılmasını sağlar. Hastanede yatış gerektirmeyen, vücutta herhangi bir cerrahi kesi açılmadan uygulanan bu teknoloji, böbrek taşı hastalığının çözümünde iyileşme sürecini hızlandıran ve günlük hayata hemen dönüş imkanı sunan oldukça konforlu ve güvenilir bir yaklaşımdır.
Üroloji Uzmanı
1979 Ankara doğumlu Prof. Dr. Berkan Reşorlu, tıp eğitimini 1997-2003 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde, üroloji uzmanlığını ise 2003-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır. Akademik olarak 2013 yılında doçent, 2022 yılında profesör ünvanı almıştır.
Endoskopik taş cerrahisi alanında geniş serili çalışmalara imza atmış, 1 yaş altı çocuklarda uygulanan cerrahileri literatüre kazandırmış, taş skorlama sistemi ve deneysel cerrahi modelleriyle uluslararası alanda kabul görmüştür.
ESWL Nedir ve Tarihsel Gelişimi Nasıldır?
Böbrek taşı hastalığı insanlık tarihi kadar eski bir sağlık sorunudur. Geçmiş yıllarda böbrek taşlarının tedavisi oldukça zahmetliydi. Hastalar büyük cerrahi kesilerle açık ameliyatlara alınır, haftalarca hastanede yatmak zorunda kalır ve normal hayatlarına dönmeleri aylar sürerdi. Açık ameliyatların getirdiği enfeksiyon riskleri, yara yeri fıtıkları ve ciddi kanamalar dönemin en büyük handikapları arasındaydı. Ancak tıp teknolojisi sürekli bir ilerleme içindedir. Bin dokuz yüz seksenli yılların başında Almanya’da havacılık ve uzay araştırmaları sırasında tesadüfen keşfedilen bir fizik kuralı, tıp dünyasında adeta bir devrim yarattı. Uçakların gövdelerine çarpan yağmur damlalarının yarattığı şok dalgalarının gücü fark edildi ve bu prensip insan vücuduna uyarlandı.
Böylece ilk ESWL cihazları ortaya çıktı. İlk başlarda hastalar su dolu büyük küvetlerin içine yatırılıyordu. Dalgalar suyun içinden geçerek böbreğe ulaşıyordu. Zamanla bu cihazlar inanılmaz bir evrim geçirdi. Küvetler ortadan kalktı, cihazlar küçüldü ve çok daha odaklı, konforlu yataklı sistemlere dönüştü. Bugün gelinen noktada hastalar günlük kıyafetleriyle hastaneye gelip, bir saatlik bir işlemden sonra yürüyerek evlerine dönebilmektedir. Cerrahi bir kesi olmaması, anestezi ihtiyacının minimumda tutulması ve enfeksiyon riskinin neredeyse hiç olmaması, bu yöntemi modern tıbbın en değerli ve vazgeçilmez buluşlarından biri haline getirmiştir.
Böbrek Taşı Neden Oluşur ve Hangi Faktörler Etkilidir?
Böbrek taşları, idrarın içindeki bazı minerallerin ve tuzların kristalleşerek bir araya gelmesiyle oluşur. Normal şartlarda idrarın içinde bu kristalleşmeyi önleyen koruyucu maddeler bulunur. Ancak bazen bu denge bozulur. İdrardaki kalsiyum, oksalat, ürik asit gibi maddelerin yoğunluğu artar ve sıvının çözebileceği kapasiteyi aşar. Bu durumda bu maddeler çökelti oluşturmaya başlar. Zamanla bu küçük çökeltiler birleşerek kum tanelerine, ardından da bildiğimiz sert taş formlarına dönüşür.
Bu dengeyi bozan ve taş oluşumunu hızlandıran temel faktörler şunlardır:
- Yetersiz su tüketimi
- Aşırı tuzlu beslenme
- Genetik yatkınlık
- Hareketsiz yaşam tarzı
- Obezite
Su tüketiminin az olması, idrarın yoğunlaşmasına ve renginin koyulaşmasına neden olur. Yoğun idrar, taş oluşumu için mükemmel bir ortamdır. Genetik faktörler de son derece önemlidir. Ailesinde böbrek taşı öyküsü olan bireylerin, hayatlarının bir döneminde bu hastalıkla karşılaşma ihtimali çok daha yüksektir. Ayrıca modern çağın getirdiği hareketsiz yaşam ve fast-food ağırlıklı, tuzlu diyetler böbrekleri fazlasıyla yorar. Özellikle yaz aylarında terlemeyle kaybedilen suyun yerine konmaması, üroloji kliniklerinin böbrek ağrısı çeken insanlarla dolmasına yol açar.
ESWL Cihazları Şok Dalgalarını Nasıl Üretir?
ESWL cihazları, dışarıdan bakıldığında karmaşık bir yapıya sahip gibi görünse de temel çalışma prensipleri oldukça nettir. Amaç vücut dışında üretilen güçlü bir enerjiyi milimetrik bir hassasiyetle vücudun derinliklerindeki taşa odaklamaktır. Bu enerjiyi üretmek için yıllar içinde farklı teknolojiler geliştirilmiştir. Üretim şekillerine göre cihazlar temelde üç gruba ayrılır.
İlk teknoloji elektrohidrolik sistemlerdir. Bu sistemlerde, cihazın içindeki su dolu bir haznenin içinde iki adet elektrot bulunur. Bu elektrotlar arasına aniden çok yüksek bir elektrik akımı verilir. Su içinde oluşan bu kıvılcım, suyun aniden buharlaşmasına ve tıpkı minik bir patlama gibi çok güçlü bir şok dalgası yaymasına neden olur. Oluşan bu dalga, özel bir yansıtıcı çanak sayesinde toparlanır ve doğrudan taşa yönlendirilir.
İkinci ve günümüzde çok daha yaygın olarak kullanılan sistem ise elektromanyetik jeneratörlerdir. Burada çalışma mantığı dev bir hoparlöre benzetilebilir. Güçlü bir manyetik alan kullanılarak metal bir zar aniden titreştirilir. Bu ani titreşim, suyu iterek çok düzenli ve istikrarlı şok dalgaları üretir. Elektromanyetik cihazların en büyük avantajı, dalgaların taşa çok daha keskin bir şekilde odaklanabilmesi ve cihazın ömrünün daha uzun olmasıdır.
Üçüncü sistem ise piezoelektrik teknolojisidir. Bu cihazların içinde binlerce minik kristal bulunur. Bu kristallere elektrik verildiğinde hepsi aynı anda genleşir ve büzülür. Bu eşzamanlı hareket, suda minik basınç dalgaları yaratır. Bu dalgaların en büyük özelliği, hedefe ulaştıkları noktanın yani odak noktasının son derece küçük olmasıdır. Bu sayede dalgalar ciltten geçerken çevre dokulara yayılmaz ve hastanın hissettiği ağrı hissi en alt düzeye iner.
Şok Dalgaları Vücuda Zarar Vermeden Taşı Nasıl Kırar?
Bu konuyu anlamak için sesin ve enerjinin farklı ortamlardaki ilerleyişine bakmak gerekir. İnsan vücudunun büyük bir bölümü sudan ve yumuşak dokulardan oluşur. Şok dalgaları suyun veya yumuşak dokunun içinden geçerken hiçbir dirençle karşılaşmazlar. Tıpkı denizin içindeki bir ses dalgasının kilometrelerce öteye sorunsuzca gitmesi gibi, vücuda giren dalgalar da kasların, yağların ve organların içinden onlara zarar vermeden usulca süzülür. Ancak dalga sert bir cisme, yani böbrek taşına çarptığında işin fiziksel boyutu tamamen değişir.
Taşın parçalanması sırasında ortaya çıkan iki temel fiziksel mekanizma şunlardır:
- Basınca bağlı ufalanma
- Kavitasyon etkisi
Basınca bağlı ufalanma, dalganın taşa ilk çarptığı anda meydana gelir. Şok dalgası taşın ön yüzeyine çok sert bir tokat gibi çarpar. Bu çarpma, taşın kristal yapısında şiddetli bir sarsıntı yaratır. Dalga taşın içinden geçip arka yüzeyinden çıkarken taşı çevreleyen idrar sıvısıyla karşılaşır. Sıvıdan geri yansıyan enerji, taşı bu kez içeriden dışarıya doğru çekiştirir. Bu zıt kuvvetler sonucunda taşın arka kısmından küçük parçalar kopmaya başlar.
Kavitasyon etkisi ise mikroskobik düzeyde gerçekleşen büyüleyici bir olaydır. Şok dalgaları sıvının içinden geçerken mikroskobik hava baloncukları yaratır. Bu baloncuklar dalganın etkisiyle aniden şişer ve ardından saniyenin binde biri gibi bir sürede şiddetle içe doğru patlar. Taşın hemen yüzeyinde gerçekleşen bu milyonlarca mikroskobik patlama, tıpkı hırçın dalgaların kayalıkları zamanla oyması gibi taşın yüzeyini aşındırır. Bu iki mekanizma sürekli tekrar ettiğinde, o sert böbrek taşı dakikalar içinde incecik bir kuma dönüşür.
ESWL Tedavisi İçin Kimler Uygun Adaydır?
Her böbrek taşı vakası birbirinin aynısı değildir ve her tedavi yöntemi herkese uymaz. ESWL oldukça konforlu bir yöntem olmasına rağmen, başarısı doğru hastanın seçilmesine son derece bağlıdır. Hastanın böbrek yapısı, kilosu, genel sağlık durumu ve taşıdığı taşın özellikleri titizlikle incelenmelidir. Eğer bu inceleme doğru yapılmazsa, hasta fayda görmeyeceği bir sürece sokulabilir.
Tedaviden en yüksek faydayı görecek uygun adayların taşıması gereken özellikler şunlardır:
- Yirmi milimetreden küçük taş boyutu
- Normal böbrek anatomisi
- İdeal vücut kitle indeksi
- Kanama bozukluğu olmaması
- Gebelik durumunun bulunmaması
Yirmi milimetre, yani iki santimetre altındaki taşlar için şok dalgaları genellikle mükemmel sonuçlar verir. Taş bundan daha büyükse, kırılsa bile ortaya çıkacak devasa miktardaki kum ve çakılın idrar kanalını tıkama riski çok yükselir. Bu nedenle büyük taşlarda doğrudan kapalı cerrahiye yönelmek daha güvenli bir stratejidir. Gebelerde ise ses dalgalarının anne karnındaki bebek üzerindeki etkileri kestirilemediği için bu işlem kesinlikle uygulanmaz. Aynı şekilde kan sulandırıcı ilaç kullanan ve bu ilaçları kesemeyen kişilerde böbrek içi kanama riski nedeniyle ESWL tercih edilmez.
Taşın Böbrekteki Yeri ESWL Başarısını Nasıl Etkiler?
Böbrek, içinde farklı odacıklar bulunduran ve ortasında geniş bir havuzcuk olan karmaşık bir organdır. Bu odacıklara kaliks, ortadaki havuzcuğa ise pelvis adı verilir. Böbreğin ürettiği idrar önce bu odacıklarda toplanır, oradan havuzcuğa akar ve en sonunda üreter dediğimiz ince kanaldan aşağı, mesaneye doğru yol alır. Taşın böbreğin hangi odasında veya havuzcuğun neresinde yerleştiği, kırma sonrası dökülme oranını belirleyen en kritik faktörlerden biridir.
Eğer taş böbreğin orta havuzcuğunda (pelvis) veya üst odacıklarında bulunuyorsa, bu anatomi açısından oldukça avantajlı bir durumdur. Çünkü buradaki odacıkların çıkışları doğrudan aşağıya, kanalın ağzına doğru bakar. Taş şok dalgalarıyla kırıldıktan sonra yerçekiminin de yardımıyla adeta bir kaydıraktan kayar gibi kolayca idrar kanalına dökülür. Üst ve orta kısım taşlarında kırma ve dökme başarısı her zaman çok daha yüksektir.
Ancak taş böbreğin alt odacıklarında (alt kaliks) yer alıyorsa fiziki şartlar biraz zorlaşır. Alt odacık, böbreğin en tabanında yer alan kör bir cebe benzer. Kırılan kumların bu cepten çıkıp idrar kanalına ulaşabilmesi için yokuş yukarı hareket etmeleri gerekir. Yerçekimine karşı verilen bu mücadele oldukça zordur. Eğer hastanın böbreğindeki bu alt cep anatomik olarak çok darsa veya açısı dikse, taş tamamen un ufak edilse bile o cebin içinde birikinti olarak kalabilir. Bu yüzden alt kısım taşlarında durum detaylı değerlendirilir. İdrar kanalındaki taşlarda ise taşın kemik yapılara denk gelip gelmediğine bakılarak odaklama yapılıp yapılamayacağına karar verilir.
Taşın Sertliği ve ESWL Başarısı Arasındaki İlişki Nedir?
Bir hastanın taşına sadece ultrason veya normal röntgen ile dışarıdan bakıldığında ne kadar sert olduğunu anlamak mümkün değildir. İşte bu noktada ileri radyolojik görüntüleme teknikleri devreye girer. Hastaya işlem öncesi çekilen bilgisayarlı tomografi (BT), sadece taşın yerini ve boyutunu göstermekle kalmaz, aynı zamanda yoğunluğunu ve sertliğini de haritalandırır. Tomografide taşın sertliği, “Hounsfield Ünitesi” kısaca HU adı verilen bir birimle ölçülür.
Tomografide ölçülen HU değeri binin altında olan taşlar, şok dalgaları karşısında kolayca direncini yitiren, nispeten yumuşak ve kırılgan yapıdaki taşlardır. Bu taşlara uygulanan ESWL seansları genellikle kısa sürede ve yüksek başarıyla sonuçlanır. Ancak HU değeri binikiyüz, binüçyüz veya daha üzerine çıktığında fiziksel direnç çok artar. Kalsiyum oksalat monohidrat veya sistin gibi içeriklere sahip bu taşlar, neredeyse beton kadar sert bir yapıdadır. Şok dalgaları bu taşlara çarptığında enerjisini içeriye aktaramaz, tıpkı bir lastik topun duvardan sekmesi gibi yüzeyden geri yansır. Bu kadar sert taşları ses dalgalarıyla kırmaya çalışmak genellikle başarısızlıkla sonuçlanır, bu vakalarda direkt olarak lazerle kırma yöntemlerine başvurulması tavsiye edilir.
ESWL İşlemi Öncesi Hangi Hazırlıklar Yapılır?
Yönteme karar verildikten sonra işlem gününe kadar yapılması gereken bazı basit ama çok önemli hazırlıklar vardır. Öncelikle hastanın genel sağlık durumu gözden geçirilir. Basit bir kan ve idrar tahlili ile böbrek fonksiyonları ve herhangi bir idrar yolu enfeksiyonu olup olmadığı kontrol edilir. Eğer idrarda aktif bir iltihap saptanırsa, taş kırıldığında hapis kalan bakteriler kana karışabileceğinden önce antibiyotik tedavisiyle enfeksiyonun kurutulması gerekir.
Ayrıca hastanın düzenli kullandığı ilaçlar titizlikle sorgulanır. İşlem öncesi bırakılması veya doktor kontrolünde düzenlenmesi gereken bazı ilaç grupları şunlardır:
- Kan sulandırıcılar
- Aspirin türevleri
- Romatizma ilaçları
Şok dalgaları böbrek dokusunda minimal de olsa bir sarsıntı yarattığından, kan pıhtılaşmasını geciktiren bu ilaçlar işlem sırasında veya sonrasında böbrek etrafında istenmeyen ufak kanamalara yol açabilir. Bu nedenle işlemden birkaç gün önce kan sulandırıcıların kesilmesi veya iğne formlarına geçilmesi gerekebilir. İşlem sabahı hastanın hafif bir kahvaltı yapmasında bir sakınca yoktur, ancak aşırı gaz yapan yiyeceklerden kaçınılması önemlidir. Çünkü bağırsaklardaki yoğun gaz birikimi, ses dalgalarının taşa ulaşmasını engelleyen görünmez bir duvar görevi görebilir.
ESWL Seansı Sırasında Hastayı Neler Bekliyor?
İşlem odasına girdiğinizde sizi teknolojik bir yatak ve üzerine entegre edilmiş kırma başlığı karşılar. Kıyafetlerinizi tamamen çıkarmanıza gerek yoktur, sadece kırma işleminin yapılacağı bel veya sırt bölgenizin açıkta kalması yeterlidir. Yatağa uzandıktan sonra, teknisyen veya ilgili uzman, ultrason veya floroskopi (röntgen) cihazı yardımıyla taşın yerini milimetrik olarak tespit eder. Hedef belirlendikten sonra cihazın başlığı, araya ultrason jeline benzer özel bir sıvı sürülerek cildinize yaslanır. Bu jel, ses dalgalarının havada dağılmadan doğrudan vücudunuza geçmesini sağlar.
İşlem başladığında duyacağınız ilk şey, ritmik ve tok bir “çıt çıt” sesidir. Her bir ses, vücudunuza gönderilen bir şok dalgasını temsil eder. Cihaz ilk başlarda bilerek çok düşük bir enerji seviyesinde çalıştırılır. Bunun amacı, böbrek damarlarının kendini kasmasına zaman tanımak ve böbreği bu sarsıntıya yavaş yavaş alıştırmaktır. Birkaç dakika sonra enerji ve atış hızı kademeli olarak artırılır. Ortalama bir seansta taşa boyutuna göre ikibin ile üçbin arasında şok dalgası gönderilir. Hastanın bu süreçte mümkün olduğunca hareketsiz kalması ve sakin nefes alıp vermesi çok önemlidir. Düzensiz veya çok derin alınan nefesler, böbreğin yukarı aşağı hareket etmesine ve taşın hedeften sapmasına neden olur. İşlem süresi genellikle otuz ila elli dakika arasında tamamlanır.
ESWL İşlemi Ağrılı Mıdır ve Anestezi Gerekir Mi?
Bu soru işlem öncesinde en çok merak edilen ve hastaları en çok geren konulardan biridir. Vücudun dışından içeriye doğru güçlü bir akustik enerji gönderildiği için işlem tamamen hissiz değildir. Şok dalgaları cilde çarptığında seri bir lastik çarpması hissi, böbreğin derinliklerinde ise künt bir baskı hissedilebilir. Ancak bu bıçak kesiği veya dayanılmaz bir acı şeklinde kesinlikle değildir.
Günümüz modern ESWL uygulamalarında hastanın rahatlığını sağlamak için çok çeşitli seçenekler sunulmaktadır. Yetişkin hastaların büyük bir çoğunluğunda işlemden yaklaşık yarım saat önce kalçadan veya damar yolundan yapılan güçlü bir ağrı kesici iğne, sürecin rahatça atlatılması için yeterli olmaktadır. Eğer hasta aşırı tedirginse veya ağrı eşiği çok düşükse, rahatlatıcı ilaçlarla hafif bir sersemlik hali (sedasyon) yaratılabilir. Tam teşekküllü genel anestezi, yani hastayı tamamen uyutma işlemi ise yetişkinlerde çok nadir görülür; genellikle çocuk hastalarda korkuyu ve hareketliliği tamamen ortadan kaldırmak amacıyla tercih edilir.
ESWL Sonrası Taşların Düşmesi İçin Neler Yapılmalıdır?
ESWL cihazından kalkıp evinize gitmeniz, tedavinin sadece ilk aşamasının bittiğini gösterir. İkinci ve aslında tedavinin başarısını belirleyecek en önemli aşama, kırılan o kumların ve ufak parçaların idrar yollarından yıkanarak vücuttan atılması sürecidir. Böbreğin içindeki bu döküntüleri temizleyecek tek motor güç, sizin tüketeceğiniz sıvının hacmidir. İşlem sonrası idrar yollarında bir hareketlenme başlar ve taşların tamamen temizlenmesi birkaç haftayı bulabilir.
Bu dökülme sürecini hızlandırmak ve kanalların tıkanmasını önlemek için uygulanması gereken adımlar şunlardır:
- Bol su içmek
- Yürüyüş yapmak
- İp atlamak
- Verilen ilaçları kullanmak
Günde en az iki buçuk, üç litre su içmek parçaların böbrekte durağanlaşmadan hızla aşağı sürüklenmesini sağlar. İdrar renginizin açık sarı olması, yeterli su içtiğinizin en net göstergesidir. Sadece su içip yatmak yeterli değildir, yerçekiminden faydalanmak gerekir. Tempolu yürüyüşler veya ev içinde hafif sıçrama hareketleri kanaldaki taşların inişini inanılmaz derecede hızlandırır. Ayrıca üreter adı verilen ince idrar kanalını genişleterek kasılmaları rahatlatan bazı ilaçlar da parçaların çok daha ağrısız bir şekilde mesaneye düşmesi için reçete edilebilir.
ESWL Tedavisinin Olası Yan Etkileri Nelerdir?
Her tıbbi müdahalede olduğu gibi ses dalgalarıyla taş kırmanın da bazı beklenen ve geçici yan etkileri mevcuttur. Bunlar genellikle vücudun mekanik sarsıntıya verdiği doğal tepkilerdir. Sürecin nasıl işleyeceğini bilmek, yaşanacak paniği önler. En sık karşılaşılan durum işlemden sonraki ilk birkaç gün idrar renginin pembemsi veya kırmızımsı olmasıdır. Bu taşın kırılması sırasında idrar yolu iç zarında oluşan hafif tahrişten kaynaklanan normal bir kanamadır ve sıvı tükettikçe hızla normale döner.
İşlemden sonraki süreçte sıkça rastlanabilecek diğer geçici yan etkiler aşağıdaki gibidir:
- İdrarda kanama
- Ciltte morarma
- Hafif bel ağrısı
- Bulantı
Şok dalgalarının cilde temas ettiği sırt veya bel bölgesinde hafif bir kızarıklık, bazı hastalarda morarmalar görülebilir. Bu morluklar tıpkı bir yere çarptığınızda oluşan morluklar gibi birkaç gün içinde kendiliğinden kaybolur. Taş parçaları kanala düşmeye başladığında sırta vuran künt ağrılar olabilir, bu durum reçete edilen ağrı kesicilerle kolayca kontrol altına alınır. Çok nadir durumlarda büyük kırık parçalar arka arkaya dizilerek idrar kanalını tamamen tıkayabilir. “Taş yolu” adı verilen bu durum şiddetli bir ağrıya sebep olursa, ufak bir kapalı müdahale ile o yolun açılması gerekebilir.
ESWL Yerine Hangi Kapalı Ameliyat Yöntemleri Kullanılabilir?
Eğer taşınızın boyutu ESWL sınırlarını aşıyorsa, yeri ses dalgalarının ulaşması için uygun değilse veya yapılan analizlerde taşınızın çok sert olduğu saptanmışsa, inatla kırma seanslarına devam edilmez. Teknolojinin sunduğu diğer kapalı cerrahi seçenekler devreye girer. Bu yöntemler direkt olarak böbreğin içine girerek taşı görerek parçalamaya dayanan modern tekniklerdir. En sık kullanılan iki ana yöntem RIRS ve PNL’dir.
RIRS (Fleksibl Üreteroskopi), tamamen idrar yollarının doğal deliklerinden girilerek yapılan izsiz bir işlemdir. Ucu her yöne kıvrılabilen, çok ince ve ucunda kamera olan esnek bir aletle idrar kanalından böbreğin odacıklarına kadar çıkılır. Taşlar ekranda net bir şekilde görülür ve aletin içinden gönderilen ince bir lazer teli ile taşlar saniyeler içinde un ufak edilir. Hasta genellikle aynı gün veya ertesi sabah taburcu olur. Taşın sertliğinden etkilenmeyen, son derece başarılı bir alternatiftir.
PNL (Perkütan Nefrolitotomi) ise genellikle iki, iki buçuk santimetreden daha büyük devasa taşlar için uygulanan bir yöntemdir. Hastanın sırtından, böbreğe doğru sadece bir santimetrelik küçük bir delik açılır. Bu delikten gönderilen tüpün içinden optik cihazlarla böbreğe girilir. İçerideki büyük taşlar mekanik veya pnömatik kırıcılarla parçalanır ve aynı delikten tek tek dışarı alınır. Taş yükü çok büyük olan hastalarda ESWL ile aylarca uğraşmak yerine PNL ile tek seansta tam temizlik sağlamak modern ürolojinin altın standardıdır.
Çocuklarda ESWL İşlemi Güvenli Midir?
Çocuklarda böbrek taşı hastalığı, aileyi çok fazla endişelendiren ve böbrek sağlığının korunması için çok titiz çalışılması gereken bir konudur. Ailelerin akıllarındaki en büyük soru işareti, bu güçlü şok dalgalarının küçücük bir çocuğun gelişmekte olan böbreğine zarar verip vermeyeceğidir. Yapılan çok uzun süreli klinik takipler ve araştırmalar, ESWL’nin çocuklarda, hatta birkaç aylık bebeklerde bile son derece güvenli olduğunu net bir şekilde kanıtlamıştır. Dalgalar böbrek dokusunun büyümesini engellemez veya kalıcı bir hasar bırakmaz.
İlginç bir şekilde çocuk anatomisi yetişkinlere kıyasla bu tedavi için daha avantajlıdır. Çocukların dokuları çok daha elastiktir. İdrar kanalları (üreterleri) erişkinlere göre çok daha kısa olduğu için, kırılan taş parçalarının o kanaldan aşağıya inip mesaneye düşmesi inanılmaz derecede kolay ve hızlı gerçekleşir. Dikkat edilmesi gereken tek husus anestezidir. Çocukların işlem süresince kımıldamadan yatmaları mümkün olmadığı için, hedefi kaybetmemek adına işlemler mutlaka hafif bir genel anestezi (uyutma) eşliğinde, anestezi uzmanlarının kontrolünde yapılır.
