Aşırı aktif mesane sendromu, idrar yollarında herhangi bir enfeksiyon, taş veya kitle bulunmamasına rağmen, mesane kasının istemsizce kasılarak aniden ve güçlü bir şekilde idrara çıkma ihtiyacı yaratması durumudur. Mesanenin henüz tam dolmadan beyninize acil boşaltım sinyali göndermesiyle karakterize olan bu ürolojik tablo günlük rutinleri sekteye uğratan kronik bir fonksiyonel bozukluktur. Sadece fiziksel bir şikayet olmanın ötesinde, kişiyi sürekli tuvalet yerlerini ezberlemeye iten, sosyal hayatı kısıtlayan ve ciddi psikolojik yorgunluk yaratan bir mesane sağlığı problemidir. Doğru ve zamanında uygulanan ürolojik yaklaşımlarla yönetilebilen bu sendrom, yaşam kalitesini korumak adına mutlaka ciddiye alınmalıdır.

Prof. Dr. Berkan Reşorlu
Üroloji Uzmanı

1979 Ankara doğumlu Prof. Dr. Berkan Reşorlu, tıp eğitimini 1997-2003 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde, üroloji uzmanlığını ise 2003-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır. Akademik olarak 2013 yılında doçent, 2022 yılında profesör ünvanı almıştır.

Endoskopik taş cerrahisi alanında geniş serili çalışmalara imza atmış, 1 yaş altı çocuklarda uygulanan cerrahileri literatüre kazandırmış, taş skorlama sistemi ve deneysel cerrahi modelleriyle uluslararası alanda kabul görmüştür.

WhatsApp ile İletişime Geç

Aşırı Aktif Mesane Sendromu Nedir ve Hangi Belirtilerle Kendini Gösterir?

Aşırı aktif mesane, tek bir hastalıktan ziyade birbiriyle bağlantılı şikayetlerin oluşturduğu bir semptomlar kompleksidir. Bu sendromun merkezinde, tıbbi terminolojide “urgency” olarak adlandırılan, kişinin tuvalete gitme ihtiyacını aniden, uyarı vermeksizin ve karşı konulamaz bir şiddette hissetmesi durumu yatar. Normal şartlar altında mesane doldukça beyne giden sinyaller yavaş yavaş artar ve kişi tuvalet ihtiyacını saatlerce erteleyebilir. Ancak bu sendromda, idrar hissi bir anda zirveye ulaşır. Eğer kişi idrar hissini kendi iradesiyle rahatça erteleyebiliyor ve tuvalete gitme süresini uzatabiliyorsa, bu tablo genellikle aşırı aktif mesane olarak değerlendirilmez.

Bu karşı konulamaz ani sıkışma hissine genellikle gün boyunca çok sık tuvalete gitme ihtiyacı eşlik eder. Kişinin günlük yaşam koşturmacası içinde sürekli tuvalet aramasına neden olan bu durum mesanenin aslında tam dolmamışken bile doluluk sinyali vermesinden kaynaklanır. Bir diğer önemli bulgu ise, gece boyunca uykuyu bölerek idrara kalkma zorunluluğudur. Sağlıklı bir uyku döngüsünü imkansız hale getiren bu belirti, kişinin ertesi gün kendini bitkin hissetmesinin temel nedenidir. Bazı durumlarda sıkışma hissi o kadar güçlü ve anidir ki kişi tuvalete yetişmeye çalışırken idrarını kaçırabilir. Bu idrar kaçırma durumunun eşlik edip etmemesine göre sendrom, ıslak veya kuru tip olarak iki farklı kategoride incelenir.

Klinik olarak değerlendirilen temel belirtiler şunlardır:

  • Sıkışma
  • Sık idrara çıkma
  • Gece uyanma
  • İdrar kaçırma

Aşırı Aktif Mesane Toplumda ve Türkiye’de Ne Kadar Yaygındır?

Bu sendrom, toplumda sanıldığından çok daha geniş bir kitleyi sessizce etkilemektedir. Pek çok birey, yaşadığı sıkıntıları utanç duygusuyla gizlemekte veya bu durumu yaşlanmanın doğal, kaçınılmaz bir parçası olarak kabullenmektedir. Bu nedenle doktora başvurma oranları, gerçekte hastalığı yaşayanların sayısına kıyasla oldukça düşük kalmaktadır. Küresel çapta yapılan büyük epidemiyolojik araştırmalar, dünya genelinde yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde on ila yirmisinin hayatlarının bir döneminde bu sorunla mücadele ettiğini ortaya koymaktadır.

Türkiye’deki genel tabloyu anlamak adına yürütülen, binlerce kişinin katıldığı geniş çaplı araştırmalar oldukça çarpıcı sonuçlar sunmaktadır. Örneğin alt üriner sistem semptomlarını inceleyen yerel ve kapsamlı çalışmalarda, toplumun çok büyük bir kısmının en az bir idrar yolu şikayeti yaşadığı saptanmıştır. Sadece aşırı aktif mesanenin temel belirtisi olan ani sıkışma hissini yaşayanların oranı bile yüzde otuzlara yaklaşmaktadır. Elbette bu şikayetlerin görülme sıklığı, “haftada en az bir kez” gibi daha kesin tıbbi kriterlerle filtrelendiğinde dünya ortalamalarına daha yakın bir seviyeye gerilemektedir.

Toplumdaki cinsiyet dağılımına bakıldığında ise erkekler ve kadınlar arasında semptomların ortaya çıkış biçimlerinde farklılıklar göze çarpar. Kadınlar genellikle mesanenin idrar tutamaması, aniden sıkışması veya idrar kaçırması gibi depolama sorunlarından daha fazla şikayet ederken, erkeklerde tam tersine idrarı başlatmakta zorlanma, kesik kesik yapma veya mesaneyi tam boşaltamama gibi boşaltım sorunları daha ön plandadır.

Aşırı Aktif Mesane Gelişiminde Rol Oynayan Risk Faktörleri Nelerdir?

Bu sendromun ortaya çıkmasında bireyin genetik yapısından yaşam tarzına kadar pek çok farklı unsur rol oynar. Ancak en güçlü ve belirleyici faktörlerin başında yaşlanma süreci gelmektedir. İnsan bedeni yaşlandıkça, mesane duvarını oluşturan kas dokusunun esnekliği azalır ve yerine daha sert, esnemeyen bağ dokuları geçmeye başlar. Bu hücresel değişimler, mesanenin eskisi kadar rahat genişlemesini ve yüksek miktarda idrarı düşük basınçla depolamasını engeller. Üstelik yaşın ilerlemesiyle birlikte böbreklerin gece ürettiği idrar miktarında da bir artış gözlemlenir ve bu durum şikayetleri çok daha belirgin hale getirir.

Bunun yanı sıra modern çağın en büyük sağlık sorunlarından biri olan aşırı kilo, mesane sağlığı üzerinde doğrudan ve oldukça yıkıcı bir etkiye sahiptir. Vücut kitle indeksinin yüksek olması, yani obezite, karın içi basıncını sürekli olarak yüksek tutar. Karın bölgesindeki fazla yağ dokusu, pelvik taban kaslarının ve mesanenin üzerine sürekli bir fiziksel ağırlık bindirir. Hem kadınlarda hem de erkeklerde fazla kilolar, idrar yolları şikayetlerini tetikleyen ve şiddetlendiren bağımsız bir tehlike unsurudur. Ayrıca şeker hastalığı gibi vücuttaki damar ve sinir yapısını sistemik olarak bozan metabolik hastalıklar da mesanenin beslenmesini ve sinirsel iletişimini bozarak riski artırır.

Bilimsel olarak kanıtlanmış başlıca risk faktörleri şunlardır:

  • İleri yaş
  • Obezite
  • Diyabet
  • Nörolojik hastalıklar
  • Pelvik cerrahiler

Aşırı Aktif Mesane Oluşumuna Yol Açan Sinirsel ve Yapısal Nedenler Nelerdir?

Mesanenin kusursuz bir şekilde idrar depolayıp boşaltması, merkezi sinir sistemi ile pelvik bölgedeki kaslar arasındaki muazzam uyuma dayanır. Bu uyumun bozulması, sendromun patofizyolojisini oluşturur ve güncel tıp bilimi bu bozulmayı üç ana başlık altında detaylıca açıklamaktadır.

Birinci temel neden sinirsel iletişim yollarındaki arızalardır. Sağlıklı bir insanda beyin sapı, mesane dolarken kaslara sürekli olarak gevşeme ve idrarı içeride tutma komutu gönderir. Ancak beyin kanaması, Parkinson hastalığı, multipl skleroz veya omurilik yaralanmaları gibi sinir sistemini etkileyen rahatsızlıklarda bu frenleyici komutlar mesaneye ulaşamaz. Mesanenin içindeki sinir ağları, beyinden gelen kontrolü kaybettiği için kendi başına bağımsız kasılmalar başlatır. Normalde sessiz duran ve sadece çok aşırı durumlarda devreye giren özel ağrı ve basınç sinir lifleri, ufak bir tahrişte bile aktifleşerek beyne şiddetli bir tuvalet ihtiyacı sinyali yollar.

İkinci büyük neden, mesane duvarındaki kas dokusunun kendi yapısının bozulmasıdır. Erkeklerde prostat büyümesi gibi idrarın dışarı çıkışını zorlaştıran anatomik engeller, mesane kasının idrarı dışarı atabilmek için çok daha fazla efor sarf etmesine neden olur. Tıpkı ağırlık kaldıran bir sporcunun kaslarının irileşmesi gibi, mesane kası da zamanla kalınlaşır ve yapısı bozulur. Kas hücreleri arasındaki elektriksel yalıtım kaybolur. Bunun sonucunda, mesanenin sadece küçük bir bölgesinde başlayan ufak bir kasılma hareketi, saniyeler içinde tüm mesane duvarına yayılarak ani bir basınç artışına ve istemsiz boşalma refleksine dönüşür.

Üçüncü neden ise mesanenin iç yüzeyini döşeyen zarın, yani ürotelyumun aşırı duyarlı bir hal almasıdır. Eskiden sadece idrarı içeride tutan pasif bir su geçirmez astar olarak düşünülen bu zarın, günümüzde aslında idrar miktarını, kimyasını ve sıcaklığını algılayan çok gelişmiş bir sensör dokusu olduğu bilinmektedir. Yaşlanma, oksijensiz kalma veya kronik mikroskobik hasarlar sonucunda bu zar, altındaki sinir uçlarına sürekli olarak kimyasal haberci moleküller gönderir. Bu yoğun kimyasal bombardıman, sinirleri aşırı hassaslaştırır ve mesanede çok az idrar varken bile kişiye patlayacakmış gibi bir his verir.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Aşırı Aktif Mesane Tanısı Koyarken Hangi Fiziksel ve Klinik Değerlendirmeler Yapılır?

Tanı süreci, hastanın kendi kelimeleriyle anlattığı şikayetlerin son derece titiz bir şekilde dinlenmesi ve benzer semptomlara yol açabilecek diğer sinsi hastalıkların tek tek elenmesi prensibine dayanır. Doğru bir teşhis için atılacak ilk ve en kritik adım detaylı bir hasta görüşmesidir. Şikayetlerin ne zaman başladığı, gece mi yoksa gündüz mü daha yoğun olduğu, musluktan akan su sesini duymanın veya soğuk havaya çıkmanın bu hissi tetikleyip tetiklemediği gibi çok spesifik detaylar sorgulanır. Özellikle hastanın kullandığı tansiyon ilaçları, idrar söktürücüler, daha önce geçirdiği karın ameliyatları, zorlu doğum öyküleri ve sistemik hastalıkları dikkatle not edilir.

Fiziksel muayene aşaması, sorunun kaynağında anatomik bir kusur olup olmadığını anlamak için hayati önem taşır. Kadın hastalarda, mesanenin vajina içine doğru sarkması, rahim sarkması veya menopoza bağlı doku kurumaları gibi durumlar incelenir; çünkü bu anatomik bozukluklar mesane tabanını sürekli tahriş ederek yalancı bir sıkışma hissi yaratabilir. Erkek hastalarda ise sorunun kaynağının mesane mi yoksa büyümüş bir prostatın mesaneyi rahatsız etmesi mi olduğunu ayırt etmek için prostat dokusunun boyutu ve yapısı değerlendirilir. Ayrıca idrar yollarını kontrol eden sinirlerde bir hasar olup olmadığını anlamak için pelvik bölgedeki reflekslerin çalıştığı kısa bir nörolojik muayene de tanı sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Aşırı Aktif Mesane Teşhisinde Kullanılan Testler ve Görüntüleme Yöntemleri Nelerdir?

Hastanın ifadeleri ve fiziksel muayenenin ardından, durumu matematiksel verilerle ispatlamak ve enfeksiyon gibi acil tedavi gerektiren diğer ihtimalleri dışlamak için bir dizi tanısal araç kullanılır. Bunların başında, hastanın evinde kendisinin hazırlayacağı “Mesane Günlüğü” gelir. Kişiden en az üç gün boyunca, gün içinde içtiği su, çay, kahve miktarını ve tuvalete gittiği saatler ile yaptığı idrar miktarını bir tabloya kaydetmesi istenir. Bu basit ama son derece etkili araç sayesinde, mesanenin günlük hayattaki gerçek kapasitesi, gece üretilen idrar miktarı ve şikayetlerin ciddiyeti objektif olarak ortaya konulur. Çoğu insan bu günlüğü tutarken aslında ne kadar gereksiz miktarda sıvı tükettiğini fark ederek kendi teşhisine katkıda bulunur:

Laboratuvar ve görüntüleme safhasında ise daha teknik analizlere geçilir. Rutin bir idrar tahlili ve kültürü ile idrarda kan, şeker veya gizli bir bakteri olup olmadığı mutlaka kontrol edilir. Ardından ultrasonografi cihazı ile mesanenin ve böbreklerin yapısı incelenir. Ultrasonografinin en kritik rolü, hasta tuvalete gidip idrarını yaptıktan hemen sonra mesanede geride hiç idrar kalıp kalmadığını ölçmesidir. Eğer mesane tam boşalamıyor ve içeride yüksek miktarda idrar birikiyorsa, bu durum mesane tembelliğine veya bir tıkanıklığa işaret eder ve tedavi yaklaşımını tamamen değiştirir.

Klinik değerlendirmede kullanılan diğer yöntemler şunlardır:

  • İdrar akım testi
  • Ürodinami
  • Sistoskopi

Aşırı Aktif Mesane Tedavisinde İlk Adım Olan Beslenme ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri Nelerdir?

Tıbbi müdahale hiyerarşisinde, hiçbir zaman doğrudan cerrahi işlemlere veya ağır kimyasal ilaçlara başvurulmaz. İlk, en güvenilir ve yan etkisiz aşama, hastanın kendi yaşam alışkanlıklarını baştan aşağı yeniden düzenlemesine dayanan konservatif yaklaşımlardır. Sıvı alımının doğru yönetilmesi, bu sürecin temel taşıdır. Günlük tüketilen toplam sıvı miktarının dengelenmesi, özellikle gece idrara kalkmaktan şikayetçi olan bireylerde akşam saatlerinden itibaren sıvı alımının katı bir şekilde kısıtlanması çok hızlı sonuç verir.

Beslenme alışkanlıklarının gözden geçirilmesi de en az su tüketimi kadar önemlidir. Doğada bulunan bazı yiyecek ve içecekler, içerdikleri kimyasal maddeler nedeniyle mesane iç yüzeyini doğrudan tahriş etme ve istemsiz kasılmaları tetikleme potansiyeline sahiptir. Bunlar mesane iritanları olarak bilinir. Ayrıca vücut ağırlığının ideal seviyelere çekilmesi, mesanenin üzerindeki mekanik baskıyı ortadan kaldıracağı için iyileşme sürecini muazzam ölçüde hızlandırır.

Diyetten kesinlikle uzak tutulması gereken mesane iritanları şunlardır:

  • Kafein
  • Alkol
  • Çay
  • Çikolata
  • Baharatlar
  • Turunçgiller
  • Tatlandırıcılar

Aşırı Aktif Mesane Kontrolü İçin Uygulanan Egzersizler ve Davranışsal Terapiler Nelerdir?

Davranışsal tedaviler, bedenin kaybettiği kontrolü geri kazanması için zihin ve kaslar arasında yeniden bir köprü kurmayı hedefler. Bu aşamanın en etkili yöntemlerinden biri mesane eğitimidir. Mesane eğitimi, kişinin sıkışma hissi geldiğinde panikleyip tuvalete koşma refleksini kırmak üzere tasarlanmış sistematik bir yeniden programlama sürecidir. Kişiye, başlangıçta çok kısa aralıklarla, örneğin her saat başı tuvalete gitmesi söylenir. Eğer bu saatten önce sıkışma hissi gelirse, derin nefes alması, pelvik kaslarını güçlü bir şekilde sıkması ve beynine bu hissi baskılaması yönünde telkinde bulunması istenir. Başarı sağlandıkça, planlı tuvalete gitme aralıkları kademeli olarak uzatılır ve mesane kapasitesi fiziksel olarak artırılır.

Bu eğitimin en büyük destekçisi, idrar yolunu bir hamak gibi saran pelvik taban kaslarının güçlendirilmesidir. Çizgili kas yapısında olan bu kaslar, bilinçli olarak sıkılabildiğinde idrar borusunu kapatır ve aynı anda omurilik üzerinden mesaneye “gevşe” sinyali gönderir. Hastalara doğru kası nasıl bulacakları ve nasıl çalıştıracakları öğretilir. Doğru kası kasmayı başaramayan hastalarda, kasların elektriksel aktivitesini bilgisayar ekranında görsel bir grafiğe dönüştüren biyogeribildirim cihazları veya hafif elektrik akımlarıyla kasları uyaran fizik tedavi ekipmanları kullanılarak kas farkındalığı yaratılır.

Uygulanan temel fiziksel terapiler şunlardır:

  • Zamanlı işeme
  • Mesane eğitimi
  • Kegel egzersizleri
  • Biofeedback
  • Elektriksel uyarım
Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Aşırı Aktif Mesane İlaç Tedavisinde Hangi Seçenekler Kullanılır?

Yaşam tarzı düzenlemeleri ve kas eğitimlerinin semptomları yatıştırmada yetersiz kaldığı durumlarda veya hastanın yaşam kalitesinin çok dramatik bir şekilde düştüğü ağır vakalarda farmakolojik tedavi, yani ilaç tedavisi aşamasına geçilir. Tıp dünyasında bu amaçla kullanılan ilaçlar temel olarak mesane duvarındaki özel reseptörleri hedef alarak kasılmaları engelleme prensibiyle çalışır.

İlk grupta yer alan antimuskarinik ilaçlar, mesane düz kaslarına kasılma emrini ileten kimyasal köprüleri bloke ederler. Bu sayede istemsiz detrüsör kasılmaları durdurulur, mesanenin esneme yeteneği artar ve idrar depolama hacmi genişler. Etkileri oldukça güçlü olmasına rağmen, bu ilaçlar sadece mesaneyi değil vücuttaki diğer benzer reseptörleri de etkiledikleri için bazı istenmeyen etkilere yol açabilirler. İleri yaştaki hastalarda kullanıldıklarında kan-beyin bariyerini geçerek beyin fonksiyonlarını yavaşlatma riski taşıdıklarından, yaşlılarda merkezi sinir sistemine geçmeyen özel moleküller tercih edilir.

İkinci büyük grubu ise beta-üç adrenerjik reseptör agonistleri oluşturur. Daha yeni bir teknoloji olan bu ilaçlar, mesanenin dolum aşamasında aktifleşen gevşeme reseptörlerini uyararak etki gösterirler. Klasik ilaçların yarattığı istenmeyen etkilerin birçoğunu yapmazlar, ancak mekanizmaları gereği kalp atım hızını veya kan basıncını bir miktar yükseltebilirler. Bu nedenle şiddetli ve kontrolsüz yüksek tansiyonu olan bireylerde kullanımları sakıncalı olabilir. Tek bir ilacın yeterli gelmediği inatçı durumlarda, bu iki farklı sınıftaki ilaç düşük dozlarda birleştirilerek hem maksimum fayda elde edilir hem de yan etkiler minimumda tutulur.

Klasik ilaçların sıklıkla neden olduğu yan etkiler şunlardır:

  • Ağız kuruluğu
  • Kabızlık
  • Bulanık görme
  • Çarpıntı
  • Sersemlik

Dirençli Aşırı Aktif Mesane Durumunda Botoks ve Mesane Pili Nasıl Uygulanır?

Davranışsal terapileri harfiyen uygulayan ve en az iki farklı gruptan ilacı yeterli doz ve sürede kullanmasına rağmen hiçbir fayda göremeyen hastalar tıbbi olarak dirençli vakalar kategorisine alınır. Bu zorlu gruptaki hastalar için modern tıp, minimal invaziv olarak adlandırılan ileri teknoloji çözümler sunmaktadır. Bu çözümlerin en popüler olanı, estetik tıptan da iyi bilinen botulinum toksininin, yani botoksun doğrudan mesaneye uygulanmasıdır. İşlem sırasında ince bir kamera ile idrar yolundan girilerek mesanenin iç yüzeyi görüntülenir ve kas duvarının onlarca farklı noktasına botoks enjekte edilir. İlaç, sinir uçlarındaki iletimi felç ederek mesanenin şiddetli kasılmalarını aylar boyunca durdurur. Oldukça etkili bir yöntem olmasına rağmen etkisi kalıcı değildir ve her altı ile dokuz ayda bir tekrarlanması gerekir. Ayrıca mesane kasının fazla gevşemesine bağlı olarak hastanın idrarını hiç yapamaması ve geçici bir süre sonda kullanmak zorunda kalması gibi bir risk de barındırır.

Bir diğer ileri düzey tedavi ise sakral nöromodülasyon, halk arasındaki bilinen adıyla mesane pilidir. Bu teknoloji, omuriliğin alt kısmında yer alan ve mesaneyi kontrol eden ana sinir köklerine hafif, sürekli ve ritmik elektriksel uyarılar göndererek, beyin ile mesane arasındaki bozuk sinyal trafiğini yeniden düzenlemeyi amaçlar. Tedavi, önce geçici bir kablo ile test edilir; eğer hastanın şikayetlerinde ölçülebilir ve belirgin bir iyileşme sağlanırsa, kibrit kutusu büyüklüğündeki kalıcı jeneratör kalça bölgesinde cilt altına yerleştirilir. Cerrahi istemeyen hastalarda ise ayak bileğinden geçen bir sinirin haftada bir gün ince iğnelerle uyarılması prensibine dayanan alternatif sinir uyarım seansları uygulanabilir.

İleri düzey tedavi seçenekleri şunlardır:

  • Mesane botoksu
  • Sakral nöromodülasyon
  • Tibial sinir uyarımı

Çocuklarda ve Yaşlılarda Aşırı Aktif Mesane Nasıl Farklılık Gösterir?

Aşırı aktif mesane, her yaş grubunun kendi anatomik ve fizyolojik dinamiklerine göre farklı şekillerde ortaya çıkar ve yönetimi de buna göre değişmek zorundadır. Pediatrik popülasyonda, yani çocuklarda bu durum genellikle gündüz vakti aniden idrar kaçırma krizleri veya idrarı tutabilmek için bacakları çaprazlayıp topuk üzerine oturma gibi oldukça tipik savunma manevraları ile kendini belli eder. Çocukluk çağında bu problemin altında yatan en sinsi ve yaygın tetikleyici kronik kabızlıktır. Bağırsaklarda biriken sert dışkı kütlesi, hemen önünde yer alan mesaneye sürekli fiziksel baskı yaparak onun kapasitesini daraltır ve istemsiz kasılmaları başlatır. Bu nedenle çocuklarda ilaçtan önce mutlaka bağırsak düzeninin sağlanması hedeflenir.

Geriatrik popülasyonda, yani yaşlı bireylerde ise tablo çok daha karmaşık ve çok faktörlü bir yapıya sahiptir. İleri yaş grubunda kalp yetmezliği, böbrek fonksiyonlarındaki fizyolojik yavaşlama, uyku apnesi ve ileri diyabet gibi hastalıklar, mesane sorunları ile iç içe geçer. Yaşlı bir hastada gece sık idrara çıkmanın sebebi sadece mesane değil gün boyu bacaklarda biriken ödemin gece yatar pozisyona geçildiğinde böbreklere süzülmesi olabilir. Ayrıca bu hastaların kullandığı onlarca farklı ilacın birbiriyle etkileşimi çok yüksektir.

Yaşlılarda süreci zorlaştıran ek faktörler şunlardır:

  • Polifarmasi
  • Kalp hastalıkları
  • Böbrek yetmezliği
  • Demans
  • Hareket kısıtlılığı

Aşırı Aktif Mesane Tedavisinde En Son Çare Olarak Bilinen Cerrahi Yöntemler Nelerdir?

Mevcut olan tüm diyet programlarına, kas egzersizlerine, uzun süreli ilaç kombinasyonlarına, tekrarlayan botoks enjeksiyonlarına ve elektriksel sinir uyarımlarına rağmen hiçbir klinik yanıt alınamayan, mesane kapasitesi adeta bir ceviz büyüklüğüne kadar küçülmüş çok nadir hastalarda radikal cerrahi seçenekler gündeme gelir. Bu aşama, artık yaşam kalitesini artırmaktan ziyade, mesane içindeki aşırı yüksek basıncın böbreklere geri vurarak böbrek yetmezliğine yol açmasını engellemek, yani organ korumak amacıyla planlanır.

En sık uygulanan büyük cerrahi işlem hastanın kendi bağırsak sisteminden alınan belli bir uzunluktaki parçanın özel tekniklerle kesilip biçilerek mesanenin üst kısmına bir yama gibi dikilmesidir. Bu devasa ameliyat sayesinde mesanenin hacmi yapay olarak genişletilir ve iç basınç düşürülür. Ancak bağırsak dokusu idrar asidine uygun bir yapıda olmadığı için ömür boyu mukus salgılar, enfeksiyona yatkınlık yaratır ve hastaların çoğu hayatlarının geri kalanında kendi idrarlarını plastik bir sonda yardımıyla boşaltmak zorunda kalır. Tüm bunların bile işe yaramadığı en uç durumlarda ise mesane tamamen sistem dışı bırakılarak, böbreklerden gelen kanallar doğrudan karın duvarına açılan bir ürostomi torbasına yönlendirilir.

Blog Yazıları

Gece Altını Islatma Kaç Yaşa Kadar Normal Kabul Edilir?

Çocuklarda gece altını ıslatma, birçok ailenin [...]

Devamını Oku
MR Füzyon Biyopsi ile Klasik Biyopsi Arasındaki Farklar

Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen [...]

Devamını Oku
Erkeklerde Tekrarlayan İdrar Yolu Enfeksiyonu Ne Anlama Gelir?

Erkeklerde tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, çoğu [...]

Devamını Oku
Sertleşme Sorununda En Etkili Tedavi Yöntemleri

Sertleşme sorununda en etkili tedavi yöntemleri [...]

Devamını Oku
Penis Eğriliğinin Tedavisi Cinsel Hayatı Etkiler mi?

Penis eğriliği, tıbbi adıyla penil deviasyon, [...]

Devamını Oku
Penis Büyütme Yöntemleri Nelerdir?

Penis büyütme yöntemleri, erkeklerin hem fiziksel [...]

Devamını Oku
Erkeklerde Sık İdrara Çıkma

Erkeklerde sık idrara çıkma, genellikle basit [...]

Devamını Oku
Cinsel İsteksizlik Tedavi Edilebilir Mi?

Cinsel isteksizlik, modern yaşamın sessizce yayılan [...]

Devamını Oku