İnterstisyel sistit, tıp dünyasındaki güncel adıyla ağrılı mesane sendromu, idrar yollarında herhangi bir mikrobik enfeksiyon olmamasına rağmen mesane duvarında kronik ağrı, pelvik baskı ve dayanılmaz bir sık idrara çıkma ihtiyacı yaratan inflamatuar bir hastalıktır. Bu sendromun klinik yönetimi, hastanın yaşam kalitesini hızla yükseltmeyi amaçlayan kişiselleştirilmiş ve çok yönlü (multimodal) ürolojik tedavi stratejilerine dayanır. Süreç; yaşam tarzı ve diyet modifikasyonları, pelvik taban fizyoterapisi, sinir duyarlılığını azaltan oral ilaçlar ve doğrudan mesane astarını onaran mesane içi sıvı (instilasyon) uygulamaları gibi aşamalı adımları içerir. Doğru tanısal yaklaşımlar ve bütüncül tedavi protokolleri sayesinde mesane yeniden eğitilerek kronik ağrı döngüsü başarıyla kırılmaktadır.
Üroloji Uzmanı
1979 Ankara doğumlu Prof. Dr. Berkan Reşorlu, tıp eğitimini 1997-2003 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde, üroloji uzmanlığını ise 2003-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır. Akademik olarak 2013 yılında doçent, 2022 yılında profesör ünvanı almıştır.
Endoskopik taş cerrahisi alanında geniş serili çalışmalara imza atmış, 1 yaş altı çocuklarda uygulanan cerrahileri literatüre kazandırmış, taş skorlama sistemi ve deneysel cerrahi modelleriyle uluslararası alanda kabul görmüştür.
İnterstisyel Sistit ve Ağrılı Mesane Sendromu Gerçekte Nedir?
Üroloji pratiğinde bu hastalık, on yıllar boyunca farklı isimlerle anılmış ve farklı şekillerde tanımlanmıştır. Hastalığın doğasındaki bu karmaşa, aslında tablonun ne kadar kişiye özgü ve değişken olmasından kaynaklanır. Hastalık, temel olarak idrar kesesinin (mesanenin) kronik bir şekilde hassaslaşması ve normal işlevlerini ağrısız bir biçimde yerine getirememesi durumudur. Sağlıklı bir bireyde mesane, esnek bir balon gibi yavaşça idrarla dolar ve belirli bir kapasiteye ulaştığında beyne sadece hafif bir tuvalete gitme sinyali gönderir. Ancak bu sendromdan muzdarip olan kişilerde, mesaneye dolan çok küçük bir idrar miktarı bile sinir uçlarını şiddetle uyararak tahammül edilemez bir ağrıya ve acil bir tuvalet ihtiyacına dönüşür.
Avrupa ve Amerika’daki saygın üroloji kuruluşları, bu sendromu tanımlarken belirli süre kriterleri getirmişlerdir. Kimi kuruluşlar pelvik bölgede mesane kaynaklı olduğu düşünülen bu ağrı ve rahatsızlık hissinin en az altı ay sürmesi gerektiğini savunurken, kimi kuruluşlar altı haftalık bir sürenin tanıyı koymak için yeterli olduğunu belirtir. Süre ne olursa olsun, asıl odak noktası hastanın yaşadığı şikayetlerin bariz bir başka hastalığa bağlanamamasıdır. Bu hastalık, gözle görülür bir yara veya kan testlerinde çıkan bariz bir anormallik vermediği için hastaların çevreleri tarafından anlaşılamaması gibi büyük bir duygusal yükü de beraberinde getirir. İnsanlar dışarıdan tamamen sağlıklı görünürken, iç dünyalarında sürekli bir tuvalet arayışı ve pelvik bölgede yanan bir ateş hissiyle mücadele etmek zorunda kalırlar.
Ağrılı Mesane Sendromu Hangi Nedenler İle Ortaya Çıkar?
Hastalığın kökenine inildiğinde, tek ve kesin bir suçlu bulmak maalesef mümkün değildir. Modern tıp, bu sorunun altında yatan mekanizmaları açıklayabilmek için çeşitli teoriler geliştirmiştir. Bu teoriler, hastalığın vücutta hangi hücresel hatalar zinciri sonucunda başladığını anlamamıza yardımcı olur.
Kabul gören başlıca teoriler şunlardır:
- Glikozaminoglikan tabakası defekti
- Mast hücrelerinin aşırı aktivasyonu
- Nörojenik inflamasyon ve sinir duyarlılaşması
- Otoimmünite ve bağışıklık sistemi yanıtı
- Pelvik taban kas disfonksiyonu
Mesanenin iç yüzeyi, idrardaki asitlerin ve toksik atık maddelerin alt dokulara sızmasını engelleyen yüksek dirençli, kaygan bir bariyerle kaplıdır. Bu bariyere glikozaminoglikan tabakası adı verilir. Bu tabakayı, teflon bir tavanın üzerindeki çizilmez kaplama gibi düşünebilirsiniz. Bu sendroma sahip kişilerde bu koruyucu kaplama incelir, zayıflar veya yer yer dökülür. İdrarın içindeki potasyum gibi maddeler bu çatlaklardan içeri sızarak doğrudan mesane kaslarına ve sinirlerine temas eder. Bu durum kesintisiz bir kimyasal yanık hissi yaratır.
Bir diğer önemli faktör bağışıklık sisteminin hücresel düzeyde verdiği aşırı tepkidir. Mesane duvarında bulunan ve normalde vücudu savunmakla görevli olan mast hücreleri, bilinmeyen bir nedenle alarm durumuna geçerler. Bu hücreler, sanki ortada bir mikrop varmış gibi sürekli histamin ve benzeri iltihap yapıcı maddeler salgılarlar. Bu durum mesane duvarında şişmeye (ödem), damarların genişlemesine ve dokunun sürekli kızarık ve hassas kalmasına yol açar. Zamanla, bu bölgedeki sinir uçları o kadar uyarılır ki beyin normal bir dokunma veya gerilme hissini bile şiddetli bir ağrı olarak algılamaya başlar. Beynin ve sinir sisteminin ağrıyı algılama biçiminin kalıcı olarak değiştiği bu duruma santral sensitizasyon denir. Ayrıca geçmişte geçirilmiş çok şiddetli bir idrar yolu enfeksiyonunun, bakteri vücuttan atıldıktan sonra bile mesanede kalıcı bir bağışıklık sistemi reaksiyonunu tetikleyerek bu sendroma zemin hazırlayabileceği düşünülmektedir.
İnterstisyel Sistit Gelişiminde Risk Faktörleri Kimleri Etkiler?
Toplumda bu rahatsızlığa kimlerin daha yatkın olduğuna bakıldığında, bazı belirgin grupların öne çıktığı görülmektedir. Hastalık her yaşta ve cinsiyette ortaya çıkabilse de istatistiksel veriler çok net bir tablo çizmektedir.
Başlıca risk faktörleri şunlardır:
- Kadın cinsiyet
- Otuz ile elli yaş arası dönem
- Genetik ve etnik yatkınlık
- İrritabl bağırsak sendromu varlığı
- Fibromiyalji hastalığı öyküsü
İstatistiklere göre bu hastalık kadınlarda erkeklere oranla çok daha sık görülür; hastaların büyük bir çoğunluğunu kadınlar oluşturur. Kadın anatomisinde idrar yolunun (üretra) daha kısa olması, pelvik bölgedeki organların birbirine çok yakın komşuluğu ve hayat boyu süren hormonal dalgalanmaların mesane iç yüzeyine olan etkileri bu durumu açıklayabilir. Hastalığın en sık teşhis edildiği yaş aralığı otuzlu ve kırklı yaşlardır. Ancak pek çok hasta, teşhis bu yaşlarda konsa da aslında geriye dönüp baktıklarında ilk hafif şikayetlerin yirmili yaşlarda başladığını fark eder.
Erkeklerde durum biraz daha farklı ve yanıltıcıdır. Erkek hastalar bu sendroma yakalandıklarında, genellikle testislerde, perine bölgesinde ve kasıklarda ağrı hissederler. Bu şikayetler kronik prostatit belirtileriyle neredeyse birebir aynıdır. Bu nedenle aslında ağrılı mesane sendromu olan pek çok erkek hasta, yıllarca prostat iltihabı tanısıyla tedavi edilmeye çalışılır ve doğal olarak sonuç alınamaz. Ayrıca bu hastalık vücutta yalnız başına dolaşmayı pek sevmez. Yaygın kas ağrılarıyla karakterize fibromiyalji veya sürekli sindirim sorunları yaratan irritabl bağırsak sendromu gibi diğer kronik ağrı hastalıklarına sahip bireylerde, mesane şikayetlerinin ortaya çıkma ihtimali çok daha yüksektir. Bu durum sorunun sadece mesanede değil tüm vücudun sinir ve bağışıklık sistemini ilgilendiren ortak bir kökeni olabileceğini düşündürür.
Ağrılı Mesane Sendromu Hastalarında Hangi Belirtiler Görülür?
Bu rahatsızlığın klinik tablosu kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterebilir. Hatta aynı kişide bile bazı aylar hastalık tamamen sessizliğe bürünürken, bazı haftalarda şiddetli krizler (alevlenmeler) yaşanabilir.
En sık karşılaşılan belirtiler şunlardır:
- Pelvik bölgede hissedilen ağrı
- Gündüzleri sık idrara çıkma
- Geceleri idrara kalkma
- Acil işeme hissi
- Ağrılı cinsel ilişki
Pelvik ağrı, hastalığın en temel yapı taşıdır. Bu ağrı göbek deliğinin altından başlayarak cinsel organlara, kasıklara ve hatta bel bölgesine kadar yayılabilir. Zonklayıcı, batıcı, delici veya sıcak bir yanma hissi şeklinde tarif edilebilir. Ağrının en tipik özelliği, mesane idrarla dolmaya başladıkça şiddetini kademeli olarak artırmasıdır. Kişi tuvalete gidip mesanesini boşalttığında bu ağrıda kısa süreli, geçici bir rahatlama olur; ancak mesane tekrar dolmaya başladığında kabus baştan başlar.
Sık idrara çıkma durumu ise bu hastalarda akıl almaz boyutlara ulaşabilir. Sağlıklı bir insan günde ortalama yedi veya sekiz kez tuvalete giderken, şiddetli vakalarda bu sayı günde altmış, yetmiş gibi inanılmaz rakamlara çıkabilir. İşin daha da yıpratıcı kısmı bunun geceleri de durmamasıdır. Gece uykusundan on veya on beş kez tuvalet ihtiyacıyla uyanan bir bedenin dinlenmesi, kendini yenilemesi ve ertesi güne sağlıklı bir psikolojiyle başlaması mümkün değildir. Aciliyet hissi de normal bir sıkışmadan farklıdır. Normalde insanlar tuvaletleri geldiğinde bunu tutabilir veya bekletebilirler. Ancak bu hastalarda idrarı tutmak, mesane duvarında tarif edilemez bir acı yarattığı için kişi idrar kaçırmaktan değil acı çekmekten korktuğu için panik halinde tuvalete koşar. Cinsel hayat da bu durumdan ağır yara alır. İlişki sırasındaki fiziksel temas, zaten tahriş olmuş ve hassaslaşmış olan mesane tabanını tetikler, bu da cinsel birleşmeyi son derece ağrılı bir işkenceye dönüştürür.
İnterstisyel Sistit Şikayetlerini Hangi Tetikleyiciler Alevlendirir?
Hastaların günlük yaşamlarında karşılaştıkları bazı dış faktörler ve tükettikleri gıdalar, mesanedeki yangıyı körükleyerek şikayetlerin aniden şiddetlenmesine yol açabilir. Bu tetikleyiciler kişiden kişiye değişmekle birlikte ortak bazı suçlular vardır:
En bilinen tetikleyici faktörler şunlardır:
- Asidik yapıdaki meyveler
- Kafein içeren içecekler
- Alkol ve mayalı ürünler
- Acı ve baharatlı gıdalar
- Yapay tatlandırıcılar
- Yoğun psikolojik stres
- Hormonal dalgalanmalar
Beslenme, hastalığın seyri üzerinde devasa bir etkiye sahiptir. Limon, portakal, mandalina gibi asidik meyveler, domates ve domates salçası içeren yemekler, idrarın asitlik derecesini artırır. Koruyucu tabakası zayıflamış mesane duvarına temas eden bu asidik idrar, adeta açık bir yaraya tuz basmakla aynı etkiyi yaratır. Kahve, siyah çay, yeşil çay ve enerji içeceklerinde bulunan kafein ise hem idrar miktarını artırır hem de mesane kaslarını doğrudan uyararak spazmlara neden olur.
Stres faktörü de asla göz ardı edilemez. Vücut yoğun bir stres veya üzüntü altındayken savaş veya kaç refleksini devreye sokar, sinir sistemi gerilir ve vücuttaki kaslar, özellikle de pelvik taban kasları istemsizce kasılır. Pelvik bölgedeki bu sürekli kasılma hali, zaten hassas olan mesanenin daha da sıkışmasına ve ağrının artmasına neden olur. Ağrı arttıkça hasta daha fazla strese girer ve böylece kırılması çok güç olan bir kısır döngü başlar. Kadın hastalarda ise adet döngüsünün belirli dönemlerinde, özellikle de kanama başlamadan hemen önceki günlerde hormonal değişimlere bağlı olarak şikayetlerin tavan yapması çok sık karşılaşılan bir durumdur.
Ağrılı Mesane Sendromu İçin Tanısal Yaklaşımlar Nasıl İlerler?
Bu hastalığın teşhis süreci, ne yazık ki tıp dünyasındaki en zorlu ve yıpratıcı yolculuklardan biridir. Bunun temel nedeni, hastalığı anında ortaya çıkaracak mucizevi bir kan testi veya görüntüleme yönteminin bulunmamasıdır. Tanı, dışlama yöntemiyle konur. Yani hastanın şikayetlerine yol açabilecek diğer tüm olası tehlikeli veya yaygın hastalıkların teker teker elenmesi, geriye sadece bu sendromun kalması gerekir.
Hastalar teşhis alana kadar genellikle doktor doktor, hastane hastane gezerler. Verilere göre ortalama bir hastanın doğru teşhisi alması iki ile dört buçuk yıl arasında sürmektedir. Bu süreçte yaşanan senaryo genelde hep aynıdır. Hasta yanma ve sık tuvalete çıkma şikayetiyle acil servise veya polikliniğe başvurur. Şikayetler tipik bir idrar yolu enfeksiyonuna benzediği için hemen bir antibiyotik reçete edilir. Antibiyotiklerin bazılarının hafif ağrı kesici ve iltihap baskılayıcı yan etkileri olduğu için hasta ilacı kullanırken biraz rahatlar, ancak kutu bittiği gün şikayetler tüm şiddetiyle geri döner. İdrar tahlilleri temiz çıksa bile “gizli enfeksiyon” denilerek aylar boyunca farklı gruplardan antibiyotikler denenir. Bu durum hem vücudun antibiyotik direnci geliştirmesine neden olur hem de hastanın psikolojisini paramparça eder. “Bende bulunamayan kötü bir hastalık mı var?” korkusu hastayı esir alır. Bu nedenle kronik pelvik ağrı şikayetiyle gelen bir hastada enfeksiyon dışlandıktan sonra vakit kaybetmeden bu sendromdan şüphelenmek, doğru yönetimin ilk ve en hayati adımıdır.
İnterstisyel Sistit Teşhisinde Hangi Testler Kullanılır?
Teşhis sürecinde, durumun ciddiyetini anlamak ve diğer hastalıkları bertaraf etmek için bir dizi tıbbi testten faydalanılır. Bu testler hastanın öyküsüyle birleştiğinde net bir harita ortaya çıkarır.
Kullanılan başlıca tanı araçları şunlardır:
- Ayrıntılı mesane günlükleri
- İdrar analizi ve kültürü
- İdrar sitolojisi incelemesi
- Ürodinamik testler
- Sistoskopi işlemi
Hastadan birkaç gün boyunca ne kadar sıvı içtiğini, saat kaçta tuvalete gittiğini ve ne kadar idrar çıkardığını bir deftere yazması istenir. Bu mesane günlüğü, hastanın şikayetlerinin ne kadar objektif olduğunu gösterir. İdrar tahlili ve kültürü, gerçek bir bakteriyel enfeksiyonun olup olmadığını kanıtlamak için şarttır. Yaşı ilerlemiş hastalarda veya sigara kullananlarda, benzer şikayetler yaratabilen mesane kanserini atlamamak adına idrardaki hücrelerin mikroskop altında incelendiği idrar sitolojisi çok önemlidir.
Ürodinami testi, mesanenin kasılma ve depolama fonksiyonlarını bilgisayarlı bir sistemle ölçer. Bu testte, hastalarda mesanenin çok küçük hacimlerde bile hemen kasılmaya başladığı gözlemlenir. Teşhiste asıl altın standart olarak kabul edilen yöntem ise genel anestezi altında yapılan sistoskopi işlemidir. Bu işlemde, ucunda ışık ve kamera olan ince bir aletle idrar yolundan girilerek mesanenin içi gözlemlenir. Aynı seansta hidrodistansiyon denilen bir uygulama yapılır; mesane basınçlı özel bir sıvıyla iyice şişirilir ve gerilir. Bu gerilme sırasında eğer mesane duvarında şelale benzeri noktasal kanamalar (glomerülasyonlar) veya doğrudan çatlak şeklinde yaralar (Hunner ülserleri) görülürse tanı kesinleşmiş olur.
Ağrılı Mesane Sendromunun Klinik Yönetimi İçin İlk Adımlar Nelerdir?
Teşhis kesinleştikten sonra tedavi süreci başlar. Bu sürecin küratif yani tek bir hamleyle hastalığı sıfırlayan bir yapıda olmadığını, amacın şikayetleri kontrol altına alarak yaşam kalitesini geri kazandırmak olduğunu baştan kabul etmek gerekir. Tedavi algoritması her zaman basamaklı bir şekilde en az riskli olan yaklaşımdan başlayarak daha karmaşık olanlara doğru ilerler.
İlk basamak tedaviler şunlardır:
- Eliminasyon diyeti uygulaması
- Mesane eğitimi programları
- Stres azaltıcı yöntemler
- Pelvik taban fizyoterapisi
Tedavinin ilk aşaması tamamen hastanın günlük alışkanlıklarını değiştirmesiyle ilgilidir. Eliminasyon diyetiyle, potansiyel olarak mesaneyi tahriş edebilecek tüm gıdalar menüden çıkarılır. Hasta kendini iyi hissettikçe bu gıdalar tek tek ve küçük miktarlarda diyete geri eklenerek asıl dokunan besin tespit edilmeye çalışılır. Mesane eğitimi ise bir tür sabır egzersizidir. Hastanın tuvalet ihtiyacı geldiğinde hemen koşmak yerine, başlangıçta beş dakika, sonra on dakika beklemesi istenir. Amaç büzüşmüş ve sürekli kasılmaya alışmış mesaneyi yavaş yavaş, esneterek kapasitesini artırmaktır.
Hastalık pelvik taban kaslarında şiddetli ve kalıcı spazmlara yol açtığı için özel eğitimli fizyoterapistler tarafından uygulanan manuel kas gevşetme teknikleri mucizeler yaratabilir. Kasların rahatlaması, bölgedeki kan akışını artırır ve sinirlerin üzerindeki baskıyı kaldırır. Bununla birlikte yoga, meditasyon veya profesyonel psikolojik destek almak, ağrı algısını yönetmek açısından son derece kritiktir.
İnterstisyel Sistit Tedavisinde Hangi Ağızdan Alınan İlaçlar Tercih Edilir?
Davranışsal değişimler ve diyet yeterli rahatlamayı sağlamadığında, vücudun iç dengesine müdahale etmek için çeşitli tablet ilaçlar devreye girer. Bu ilaçlar hastalığın farklı mekanizmalarını hedef alarak etki gösterirler.
Sık kullanılan oral ilaç grupları şunlardır:
- Glikozaminoglikan onarıcılar
- Düşük doz antidepresanlar
- Mast hücresi dengeleyiciler
- Özel ağrı kesiciler
Glikozaminoglikan onarıcı (pentosan polisülfat sodyum) ilaçlar, tıp dünyasında doğrudan bu hastalık için onay almış nadir moleküllerden biridir. Temel amacı, mesane duvarında hasar görmüş olan o koruyucu teflon tabakayı hücresel düzeyde onarmaktır. İlacın dezavantajı ise etkisinin çok geç başlamasıdır; hastaların fayda görmesi bazen altı aya kadar sürebilir.
Tedavide sıklıkla kullanılan bir diğer önemli grup ise trisiklik antidepresanlardır. Burada antidepresan kullanılmasının amacı hastanın depresyonunu tedavi etmek değildir. Bu ilaçlar çok düşük dozlarda kullanıldığında, beyindeki ve omurilikteki ağrı iletim yollarını yavaşlatır, sinir uçlarının hassasiyetini azaltır. Ayrıca mesane kaslarını bir miktar gevşeterek kapasiteyi artırır ve özellikle hastalara gece boyunca deliksiz bir uyku uyuma şansı verir. Mast hücresi dengeleyici antihistaminikler ise mesanedeki alerjik ve iltihabi yangıyı baskılayarak ödemi söndürür.
Ağrılı Mesane Sendromu İçin Mesane İçi İlaç Uygulamaları Nasıl Yapılır?
Hap tedavilerinin yetersiz kaldığı veya hastanın sistemik yan etkileri tolere edemediği durumlarda, doğrudan sorunun kaynağına inen lokal bir tedavi yöntemi uygulanır. Bu yönteme mesane içi instilasyon veya halk arasındaki yaygın kullanımıyla mesane aşısı denir.
İnstilasyon sıvılarında kullanılan içerikler şunlardır:
- Hiyalüronik asit solüsyonu
- Kondroitin sülfat solüsyonu
- Sıvı heparin preparatları
- Lokal anestezik maddeler
- Sodyum bikarbonat
Bu tedavinin mantığı, mideyi, karaciğeri ve kan dolaşımını bypass ederek ilacı doğrudan hasta olan dokuya, yani mesane duvarına çok yüksek bir konsantrasyonda sürmektir. İşlem klinik ortamında, idrar yolundan içeriye itilen çok ince, esnek ve steril bir kateter yardımıyla yapılır. Hazırlanan özel ilaç karışımı mesaneye enjekte edilir ve kateter çekilir. Hastanın bu sıvıyı mesanesinde en az yarım saat, ideali bir saat boyunca tutması istenir ki dokular ilacı emebilsin.
Alevlenme dönemlerinde, şiddetli ağrı krizlerini anında kesmek için Parsons kokteyli adı verilen özel bir karışım kullanılır. Bu karışımın içindeki lokal anestezi (lidokain), tıpkı diş hekiminin dişi uyuşturması gibi mesanedeki sinirleri uyuşturur ve ağrıyı saniyeler içinde keser. Heparin ise mesane duvarını ince bir film tabakası gibi kaplayarak idrar asidinden korur. Sodyum bikarbonat, ilacın dokuya daha iyi işlemesini sağlar. Uzun vadeli onarım için ise mesanenin doğal yapısında bulunan hiyalüronik asit ve kondroitin sülfat sıvıları haftalık seanslar halinde uygulanarak mesanenin kendini yenilemesine fırsat tanınır.
İnterstisyel Sistit Vakalarında Cerrahi ve Girişimsel Yöntemler Nelerdir?
Hastalık daha agresif bir seyir izlediğinde ve diğer tedaviler işe yaramadığında daha girişimsel, cihazlı veya cerrahi müdahaleler masaya yatırılır.
Uygulanan başlıca girişimsel yöntemler şunlardır:
- Genel anestezi altında hidrodistansiyon
- Hunner ülseri koterizasyonu
- Mesane duvarına botoks enjeksiyonu
- Sakral sinir stimülasyonu
- Mesane büyütme ameliyatları
- Mesanenin cerrahi olarak alınması
Tanı bölümünde bahsedilen mesaneyi sıvı ile şişirme (hidrodistansiyon) işlemi, aynı zamanda güçlü bir tedavidir. Mesanenin fiziksel olarak gerilmesi, o bölgedeki ağrı ileten sinir uçlarını mikroskobik düzeyde zedeler ve bir tür geçici felç durumu yaratır. Bu sayede hastaların önemli bir kısmı aylar boyunca ağrıdan kurtulur. Eğer sistoskopi sırasında mesanede klasik Hunner ülserleri saptanırsa, bu aslında bir şans olarak bile görülebilir; çünkü bu yaraların elektrik enerjisiyle veya lazerle yüzeysel olarak yakılması (koterizasyonu) çok dramatik ve anında bir iyileşme sağlar.
Aşırı aktif ve sürekli kasılan mesanelere, endoskopik olarak botoks iğneleri yapılabilir. Kozmetikte yüz kaslarını donduran botoks, burada mesane kaslarını felç ederek sürekli sıkışma hissini ortadan kaldırır. Sakral sinir stimülasyonu ise omurilikten mesaneye giden sinirlerin olduğu bölgeye yerleştirilen bir tür mesane pilidir. Cihaz, sinirlere hafif elektriksel uyarılar göndererek hatalı ağrı ve sıkışma sinyallerini düzeltir. Tüm bunların ötesinde, yıllarca tedavi edilememiş ve artık kapasitesi bardağın dibi kadar kalmış, esnekliğini yitirmiş (fibrotik) mesanelerde cerrahi şart olabilir. Bağırsaktan alınan bir parçayla mesanenin büyütülmesi veya son çare olarak mesanenin tamamen alınıp idrar yollarının karnın dışına bir torbaya bağlanması, sadece hayatı tamamen yaşanmaz hale gelmiş hastalarda düşünülen radikal işlemlerdir.
Ağrılı Mesane Sendromunun Klinik Yönetimi Sırasında Günlük Yaşam Nasıl Düzenlenmelidir?
Klinik tedavilerin başarısı, hastanın tıbbi kurumların dışındaki hayatını nasıl yönettiğiyle doğrudan bağlantılıdır. Hastanın günlük yaşamında alacağı küçük ve basit önlemler atakların önlenmesinde büyük rol oynar.
Dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:
- Pamuklu ve bol giysiler
- Doğru kişisel temizlik alışkanlıkları
- Düzenli bağırsak hareketleri
- Cinsel yaşam düzenlemeleri
Kıyafet seçimi çok önemlidir. Dar pantolonlar, pelvik bölgeyi sıkan kalın kemerler veya sentetik kumaşlı iç çamaşırları alt karın bölgesindeki kan dolaşımını olumsuz etkiler ve mesaneye dışarıdan fiziksel bir baskı yapar. Pamuklu ve rahat kıyafetler tercih edilmelidir. Genital bölge temizliğinde asidik dengesi bozulmuş agresif sabunlar, parfümlü günlük pedler veya tahriş edici kimyasallar kullanılmamalıdır; sadece duru su veya uygun medikal yıkama ürünleri yeterlidir.
Bağırsak sağlığı, mesane sağlığının ikiz kardeşidir. Sürekli kabızlık çeken bir kişide, dolu ve sertleşmiş son bağırsak kısmı anatomik olarak hemen önünde duran mesaneye yaslanır ve sürekli bir baskı uygular. Bu yüzden lifli gıdalarla beslenmek ve tuvalet düzenini sağlamak elzemdir. Cinsel hayatı korumak için ise, fiziksel ilişkiden hemen önce ve hemen sonra mesaneyi boşaltarak içeride idrar kalmasını önlemek, ilişki sonrasında alt karın bölgesine sıcak veya soğuk kompres uygulayarak kasları gevşetmek ağrıların başlamasını büyük ölçüde engelleyecektir
