Kronik prostatit, erkek üreme sisteminde yer alan prostat bezinin en az üç ay boyunca kesintisiz devam eden, çoğunlukla leğen kemiği bölgesinde inatçı ağrılara ve idrar yapma zorluklarına yol açan süreğen iltihaplanmasıdır. Bu durum basit ve geçici bir enfeksiyondan ziyade, pelvik bölgedeki sinir ağlarının ve kas yapılarının da sürece dahil olduğu karmaşık bir ağrı sendromu olarak kabul edilir. Hastalar sıklıkla testislerde, apış arasında veya alt karın çevresinde sürekli bir baskı hissederken, idrar akışında zayıflama, ani sıkışma hissi veya cinsel fonksiyonlarda belirgin aksamalar yaşarlar. Ürolojik açıdan yaşam kalitesini doğrudan düşüren bu rahatsızlık, dokunun anatomik yapısı gereği sürekli ödemli kalması nedeniyle uzun vadeli bir tıbbi yönetim gerektiren ciddi bir sağlık sorunudur.
Üroloji Uzmanı
1979 Ankara doğumlu Prof. Dr. Berkan Reşorlu, tıp eğitimini 1997-2003 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde, üroloji uzmanlığını ise 2003-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır. Akademik olarak 2013 yılında doçent, 2022 yılında profesör ünvanı almıştır.
Endoskopik taş cerrahisi alanında geniş serili çalışmalara imza atmış, 1 yaş altı çocuklarda uygulanan cerrahileri literatüre kazandırmış, taş skorlama sistemi ve deneysel cerrahi modelleriyle uluslararası alanda kabul görmüştür.
Prostatit Hastalığına Zemin Hazırlayan Organın Yapısı Nasıldır?
Hastalığın neden bu kadar inatçı olduğunu anlayabilmek için öncelikle prostat organının vücuttaki konumunu ve çalışma prensibini iyi kavramak gerekir. Prostat, mesane olarak bildiğimiz idrar kesesinin hemen altında ve kalın bağırsağın son kısmı olan rektumun tam önünde yer alan, yaklaşık bir kestane büyüklüğünde ve yirmi gram ağırlığında salgı üreten bir organdır. Temel görevi, erkek üreme hücresi olan spermleri koruyan, besleyen ve onların hareketliliğini sağlayan özel bir sıvıyı üretmektir. Anatomik olarak en dikkat çekici özelliği ise, idrarı mesaneden alıp vücut dışına taşıyan kanalın, yani üretranın prostatın merkezinden geçmesidir. Bu yapıyı, içinden su borusu geçen kalın bir sünger gibi düşünebilirsiniz. Prostat dokusunda meydana gelen herhangi bir iltihaplanma, mikrobik enfeksiyon veya ödem, bu süngerin şişmesine ve içinden geçen idrar kanalını sıkıştırmasına yol açar. Kanalın sıkışması, idrar yaparken zorlanma, kesik kesik işeme ve tam boşalamama hissi yaratır. Ayrıca prostat, etrafı son derece yoğun ve hassas bir sinir ağıyla çevrili bir organdır. Prostattaki uzun süreli bir iltihap, bu sinir ağını sürekli olarak uyarır ve ağrı sinyallerinin tüm pelvik bölgeye, kasıklara ve bacak içlerine kadar yayılmasına neden olur. Organın derin konumu, dolaşım özelliklerinden dolayı antibiyotiklerin doku içine nüfuz etmesini zorlaştırdığı için de hastalık kolayca kronikleşme eğilimi gösterir.
Kronik Prostatit Gelişiminin Altında Yatan Temel Nedenler Nelerdir?
Kronik prostatitin ortaya çıkış süreci tek bir nedene bağlanamayacak kadar çok boyutludur. Hastalık genellikle birbirini tetikleyen bir olaylar zinciri sonucunda kronik bir hal alır. Bakteriyel kökenli vakalarda mikroorganizmalar, genellikle idrar kanalından geriye doğru ilerleyerek veya kan yoluyla prostat dokusuna ulaşır ve burada bir enfeksiyon başlatır. Ancak sorun sadece bakterilerin varlığı değildir. Zamanla prostat kanallarının içinde oluşan minik kireçlenmeler, yani prostat taşları, bu bakteriler için aşılması güç bir sığınak görevi görmeye başlar. Antibiyotikler kana karışsa bile bu kireçli yapıların içine sızamadığı için, ilaç kesildiği anda enfeksiyon yeniden alevlenir. Diğer yandan hiçbir bakterinin bulunmadığı vakalar da oldukça fazladır. Bu durumlarda, daha önce geçirilmiş fiziksel travmalar, zorlu ürolojik müdahaleler veya ağır psikolojik stres ön plandadır. Sürekli stres ve kaygı altında olan bireyler, farkında olmadan pelvik taban kaslarını sürekli kasılı tutarlar. Bu kronik kasılma, prostat içindeki sıvıların dışarı atılmasını engeller, doku içi basıncı artırır ve mikropsuz bir iltihaplanma süreci başlatır. Vücudun kendi bağışıklık sisteminin, prostat dokusuna karşı geliştirdiği aşırı ve hatalı tepkiler de doku hasarını derinleştirerek hastalığı yıllarca sürebilecek bir sendroma dönüştürür.
Kronik Prostatit Hastalığını Tetikleyen Ana Faktörler Nelerdir?
Bu karmaşık hastalığın ortaya çıkmasında rol oynadığı bilinen temel faktörler şunlardır:
- Bakteriyel enfeksiyonlar
- Prostat taşları
- Kalsifikasyonlar
- Fiziksel travmalar
- Pelvik cerrahiler
- Sinirsel hasarlar
- Psikolojik stres
- Anksiyete
- Pelvik taban spazmları
- Bağışıklık sistemi sorunları
- İdrar yolu darlıkları
Kronik Prostatit Hastalığının Tıbbi Sınıflandırması Nasıl Yapılmaktadır?
Hastalığın tedavisinde başarıya ulaşmanın en kritik adımı, hastanın şikayetlerinin hangi kategoriye girdiğini belirlemektir. Tüm dünyada uygulanan standart tıbbi sınıflandırma sistemi, prostatit tablosunu dört ana grupta inceler. Birinci grup olan akut bakteriyel prostatit, aniden ortaya çıkan, yüksek ateş, titreme ve şiddetli ağrıyla seyreden, hastanede yatarak tedavi gerektirebilen acil bir enfeksiyon durumudur. İkinci grup olan kronik bakteriyel prostatit ise, aylarca süren, sık sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarıyla kendini gösterir ve laboratuvar testlerinde üreyen net bir bakteri bulunur. Ancak en büyük kafa karışıklığını yaratan grup, üçüncü kategori olan kronik pelvik ağrı sendromudur. Bu gruptaki hastaların şikayetleri çok şiddetli olmasına rağmen, standart kültür testlerinde hiçbir mikroba rastlanmaz. Kendi içinde iltihap hücrelerinin görüldüğü inflamatuar ve hiçbir hücrenin görülmediği non-inflamatuar olarak ikiye ayrılır. Dördüncü grup olan asemptomatik prostatit ise tamamen sessizdir; hastanın hiçbir ağrısı veya şikayeti yoktur, ancak kısırlık araştırması veya farklı bir tetkik sırasında tesadüfen iltihap hücreleri saptanır. Bu ayrımı doğru yapmak, gereksiz antibiyotik kullanımını önlemek ve doğru tedavi rotasını çizmek için vazgeçilmez bir tıbbi yaklaşımdır.
Kronik Prostatit Tablosunda Karşılaşılan Temel Kategoriler Nelerdir?
Bilimsel olarak kabul edilmiş dört ana prostatit kategorisi aşağıdaki gibidir:
- Akut bakteriyel prostatit
- Kronik bakteriyel prostatit
- İnflamatuar kronik pelvik ağrı
- Non-inflamatuar kronik pelvik ağrı
- Asemptomatik prostatit
En Sık Görülen Kronik Prostatit Türü Olan Pelvik Ağrı Sendromu Nedir?
Tüm prostatit vakalarının neredeyse yüzde doksanını oluşturan Kategori III, yani Kronik Pelvik Ağrı Sendromu (KPAS), tıbbi yönetimi en zor olan gruptur. Bu hastalar, şiddetli pelvik ağrı, idrar yaparken yanma ve cinsel isteksizlik gibi şikayetlerle sayısız kez doktora başvururlar, defalarca tahlil yaptırırlar ancak sonuç raporlarında sürekli olarak “üreme olmadı” veya “temiz” ibaresiyle karşılaşırlar. Bir enfeksiyon saptanamamasına rağmen ağrının gerçek ve çok şiddetli olması, hastalarda “Bana teşhis konulamıyor” düşüncesini doğurur. Bu sendromun temelinde, daha önce geçirilmiş küçük bir iltihabın pelvik sinirlerde yarattığı kalıcı hasar veya aşırı duyarlılık durumu yatar. Sinir sistemi öylesine hassaslaşır ki beyin pelvik bölgeden gelen normal sinyalleri bile şiddetli bir ağrı olarak algılamaya başlar. Buna “merkezi duyarlılaşma” adı verilir. Aynı zamanda hastanın yaşadığı stres ve çaresizlik hissi, leğen kemiği içindeki pelvik taban kaslarının istemsizce kilitlenmesine neden olur. Kilitlenen bu kaslar kan akışını bozar, oksijensiz kalan dokular daha çok ağrı üretir ve böylece içinden çıkılması zor bir kısır döngü başlar. Bu yüzden bu hastaların tedavisinde sadece prostata odaklanmak yetmez, tüm sinir sistemini ve kas yapısını ele alan geniş çaplı bir tedavi stratejisi izlenmesi gerekir.
Kronik Prostatit Şikayetleri Olan Hastalara Hangi Tanı Yöntemleri Uygulanır?
Teşhis süreci, hastanın şikayetlerinin, ne zaman başladığının, hangi durumlarda artıp azaldığının detaylı ve sabırlı bir şekilde dinlenmesiyle başlar. Güvenilir bir tanı için en önemli adımlardan biri, tıbbi muayenenin ayrılmaz bir parçası olan parmakla rektal muayenedir. Hastalar genellikle bu muayeneden çekinseler de prostatın boyutunu, dokusunun yumuşaklığını, üzerinde şüpheli bir sertlik olup olmadığını ve en önemlisi dokunulduğunda hastanın günlük hayatta yaşadığı o sızlayıcı ağrıyı taklit eden bir hassasiyetin bulunup bulunmadığını anlamanın en kesin yolu budur. Muayeneye ek olarak böbrek fonksiyonlarını, idrar yolu yapısını ve olası sistemik enfeksiyonları değerlendirmek için geniş kapsamlı kan ve tam idrar tahlilleri istenir. Kanda bakılan prostat spesifik antijen, yani PSA değeri, aktif bir iltihaplanma döneminde kana karışarak yüksek çıkabilir. Ancak kronik prostatit hastalarında bu yüksekliğin kanser anlamına gelmediği, iltihabın bir sonucu olduğu bilinmelidir. Yine de yaşa bağlı riskleri elemek için bu değerlerin dikkatle yorumlanması ve hastanın gereksiz kanser kaygısından uzak tutulması tanının sağlıklı ilerlemesi için son derece önemlidir.
Kronik Prostatit Tanısında Kullanılan Temel Basamaklar Nelerdir?
Doğru teşhisi koyabilmek adına sırasıyla uygulanan yöntemler şunlardır:
- Detaylı hasta öyküsü
- Fiziksel muayene
- Parmakla rektal muayene
- Kan testleri
- İdrar tahlili
- Prostat sıvısı analizi
- Ultrasonografi
- Üroflowmetri
Kronik Prostatit Tanısında Lokalizasyon ve Sıvı Testleri Neden Önemlidir?
Prostatitin hangi kategoride olduğunu anlamak ve enfeksiyonun idrar kanalında mı, mesanede mi yoksa doğrudan prostat dokusunun derinliklerinde mi saklandığını bulmak için lokalizasyon testleri uygulanır. Tıbbi standartlarda en güvenilir yöntem dört aşamalı Meares-Stamey testidir. Bu testte hastadan idrarın ilk kısmı, orta kısmı, prostat masajı sonrasında elde edilen prostat sıvısı ve son olarak masajın hemen ardından yapılan idrar ayrı ayrı kaplara alınarak mikroskop altında incelenir. Bu sayede iltihap hücrelerinin hangi aşamada ortaya çıktığı haritalanmış olur. Ancak bu dört aşamalı testin günlük pratikte uygulanması hem zaman alıcı hem de hasta için zorlayıcı olabildiğinden, günümüzde klinik olarak çok daha pratik olan iki kaplı test sıklıkla tercih edilmektedir. İki kaplı testte, sadece prostat masajı öncesi alınan idrar ile masaj sonrası alınan idrar karşılaştırılır. Prostat masajı sırasında prostatın içindeki iltihaplı sıvılar idrar kanalına sağıldığı için, masaj sonrası alınan idrarda akyuvar hücrelerinin, yani lökositlerin belli bir seviyenin üzerinde görülmesi, sorunun doğrudan prostat kaynaklı olduğunu kesin bir şekilde kanıtlar ve tedavinin yönünü belirler.
Kronik Prostatit Teşhisinde Kullanılan Temel Test İsimleri Nelerdir?
Laboratuvar ortamında iltihabın kaynağını bulmak için kullanılan testler şunlardır:
- Meares-Stamey testi
- İki kaplı idrar testi
- Prostat sıvısı kültürü
- İdrar kültürü
- Lökosit sayımı
- Sperm kültürü
- Antibiyogram testi
Kronik Prostatit Varlığında Görüntüleme Yöntemlerinin Yeri Nedir?
Birçok hastanın aklında “Ultrason çekildi, prostatit görünmüyor” veya “MR sonucum temiz, neden hala ağrım var?” gibi haklı sorular oluşmaktadır. Şunu net bir şekilde belirtmek gerekir ki kronik prostatit hastalığını tek bir görüntüleme cihazıyla ekranda görüp kesin teşhis koymak mümkün değildir. Çünkü bu hastalık anatomik bir bozulmadan ziyade, hücresel düzeyde bir inflamasyon ve sinirsel bir sendromdur. Ancak görüntüleme yöntemleri, ayırıcı tanı yapmak için hayati öneme sahiptir. Makattan yapılan transrektal ultrasonografi (TRUS), prostatın boyutunu milimetrik olarak ölçmek, enfeksiyonu besleyen kireçlenmeleri (taşları) görmek veya nadir durumlarda prostat içinde oluşan sıvı dolu kistleri ve apseleri tespit etmek için kullanılır. İleri düzey Manyetik Rezonans (MR) veya Bilgisayarlı Tomografi (BT) gibi tetkikler ise, hastanın ağrısını taklit edebilecek kötü huylu bir tümörün, ciddi bir bel fıtığının veya pelvik bölgedeki diğer organlara ait bir anatomik bozukluğun varlığını tamamen dışlamak amacıyla istenir. Yani bu cihazlar prostatiti bulmaktan ziyade, tehlikeli diğer ihtimalleri masadan kaldırmak için kullanılır.
Kronik Prostatit Tablosuyla Karışabilen Diğer Hastalıklar Nelerdir?
Belirtileri kronik prostatite çok benzeyen ve mutlaka ayırt edilmesi gereken durumlar şunlardır:
- Üretra darlığı
- Mesane boynu yüksekliği
- Aşırı aktif mesane
- İyi huylu prostat büyümesi
- Prostat kanseri
- İnterstisyel sistit
- Pelvik taban disfonksiyonu
- Bel fıtığı
- Bağırsak sendromları
Kronik Prostatit Hastalığının Psikolojik ve Yaşamsal Etkileri Nasıl Ölçülür?
Hastalığın şiddetini sadece laboratuvar sonuçlarına bakarak değerlendirmek yetersizdir; asıl önemli olan hastanın günlük hayatında neler yaşadığını objektif bir şekilde anlamaktır. Bunun için tüm dünyada geçerliliği olan NIH Kronik Prostatit Semptom İndeksi (NIH-CPSI) adında özel bir anket formu kullanılır. Bu indeks, hastalığı üç ana boyutta mercek altına alır. Birinci boyut ağrıdır; ağrının bedenin tam neresinde olduğu, ne sıklıkla yaşandığı ve şiddet derecesi ölçülür. İkinci boyut işeme semptomlarıdır; idrar yaparken yaşanan zorluklar, eksik boşalma hissi ve tuvalete gitme sıklığı puanlanır. Üçüncü ve en önemli boyut ise yaşam kalitesidir. Bu hastalık çoğu zaman hastalarda anksiyete, depresyon, cinsel isteksizlik, partneriyle iletişim sorunları ve sosyal hayattan kopma gibi ağır psikolojik yüklere neden olur. Sürekli devam eden ağrı algısı hastayı strese sokar, stres pelvik taban kaslarını daha da sıkarak ağrıyı artırır. Bu formu düzenli aralıklarla doldurmak, uygulanan tıbbi tedavinin sadece tahlillerde değil hastanın gerçek dünyasında, ruh halinde ve günlük yaşantısında işe yarayıp yaramadığını somut bir şekilde takip etme imkanı sunar.
Kronik Prostatit Semptom İndeksinde Ölçülen Temel Alanlar Nelerdir?
Hastanın genel durumunu sayısal olarak haritalandıran bu indeksin değerlendirdiği ana bölümler şunlardır:
- Ağrı lokalizasyonu
- Ağrı şiddeti
- İşeme sıklığı
- Mesane boşaltım kalitesi
- Yaşam kalitesi
- Psikolojik etkilenme
- Hastalık algısı
Kronik Prostatit Tedavisinde Kişiselleştirilmiş UPOINT Yaklaşımı Nedir?
Geçmiş yıllarda prostatit şikayetiyle başvuran her hastaya aylar süren standart antibiyotik kürleri vermek yaygın bir uygulamaydı. Ancak bu tek tip yaklaşımın başarı oranının çok düşük olduğu görülmüştür. Güncel ve modern tıp pratiğinde, her hastanın kendi iç dinamiklerine göre kişiselleştirilmiş bir tedavi planı oluşturulmasını sağlayan UPOINT fenotipleme sistemi kullanılmaktadır. Bu sistem hastayı altı farklı pencereden değerlendirir. Üriner alanda idrar zorlukları incelenir, Psikososyal alanda depresyon ve felaketleştirme düşünceleri ele alınır, Organa özgü alanda prostatın kendi hassasiyeti değerlendirilir, Enfeksiyon alanında laboratuvar bulguları araştırılır, Nörolojik alanda sinirsel yansıyan ağrılara bakılır ve Hassasiyet alanında ise pelvik kaslardaki spazmlar kontrol edilir. UPOINT sisteminin en büyük avantajı, hastanın şikayetlerinin kaynağını nokta atışıyla bulmasıdır. Örneğin sadece kas spazmı olan bir hastaya gereksiz antibiyotik yüklemesi yapmak yerine, doğrudan kas gevşetici ve fizik tedavi yöntemleri uygulanır. Bu çoklu ve hastaya özel klinik yaklaşım tedavi edilemez denilen birçok dirençli vakada kalıcı başarı oranlarını büyük ölçüde artırmıştır.
Kronik Prostatit İçin UPOINT Sisteminin İçerdiği Bölümler Nelerdir?
Bu modern sınıflandırma sisteminde incelenen altı temel alan aşağıdaki gibidir:
- Üriner sistem bulguları
- Psikososyal durum
- Organa özgü bulgular
- Enfeksiyon varlığı
- Nörolojik sorunlar
- Kas hassasiyeti
Kronik Prostatit Tedavisinde Kullanılan İlaç Protokolleri Nelerdir?
İlaç tedavisi planlanırken hastanın UPOINT profilindeki bulgular temel alınır ve ilaçların dozları, süreleri son derece titizlikle ayarlanır. Bakteriyel kökenli vakalarda, prostat dokusuna mükemmel nüfuz edebilme yeteneğine sahip olan florokinolon grubu antibiyotikler tercih edilir ve bu tedavi süreci enfeksiyonun direncine göre dört ila on iki hafta arasında değişebilir. Şaşırtıcı görünse de bakteri saptanmayan KPAS hastalarının bir kısmına da başlangıçta kısa süreli bir antibiyotik kürü denenebilir; bunun nedeni, bazı antibiyotiklerin aynı zamanda dokudaki ödemi çözücü (anti-inflamatuar) özelliklere sahip olması ve kültürde üremeyen gizli mikroorganizmaları hedef almasıdır. İdrar akışını rahatlatmak için, mesane boynunu ve prostatın içindeki düz kas liflerini gevşeten alfa bloker grubu ilaçlar yaygın olarak kullanılır. Ağrılı dönemlerde yangıyı baskılamak için kısa süreli anti-inflamatuar ağrı kesiciler devreye sokulur. Pelvik kaslarında inatçı kasılmalar saptanan hastalara santral etkili kas gevşeticiler reçete edilebilir. Ayrıca hücre düzeyinde iyileşmeyi hızlandırmak, serbest radikallerin verdiği hasarı durdurmak ve kanlanmayı artırmak amacıyla saw palmetto, ısırgan otu ekstraktı ve çok güçlü bir antioksidan olan kuersetin gibi bitkisel kökenli fitoterapötik destekleyiciler de tıbbi tedavi protokollerinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir.
Kronik Prostatit İçin Reçete Edilen İlaç Grupları Nelerdir?
Semptomları hafifletmek ve iyileşmeyi sağlamak amacıyla kullanılan medikal ürünler şunlardır:
- Antibiyotikler
- Alfa blokerler
- Kas gevşeticiler
- Ağrı kesiciler
- Bitkisel takviyeler
- Anti-inflamatuarlar
- Nöromodülatörler
- Antioksidanlar
Dirençli Kronik Prostatit Vakalarında Hangi İleri Tedaviler Uygulanır?
Standart ağızdan alınan ilaçların veya fitoterapi yöntemlerinin yetersiz kaldığı, hastanın yaşam kalitesinin bir türlü düzelmediği dirençli durumlarda, doğrudan hedef dokuya yönelik girişimsel ve yenilikçi tedavi yöntemleri uygulanır. Bu yöntemlerin başında, prostat bölgesine dışarıdan düşük yoğunluklu ses dalgaları gönderilmesini sağlayan Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi (ESWT) gelir. Bu dalgalar, hücresel düzeyde mikrotravmalar yaratarak vücudun doğal onarım mekanizmalarını tetikler, dokuda yeni kılcal damarların oluşmasını sağlar ve ağrı sinirlerini duyarsızlaştırır. Bir diğer önemli yöntem ise intraprostatik enjeksiyonlardır; hapların ulaşamadığı derin prostat dokusunun içine, özel ultrason rehberliğinde doğrudan antibiyotik ve kortikosteroid karışımları zerk edilir. Pelvik taban kaslarındaki spazmın ilaçlarla çözülemediği durumlarda, o kasların içine botulinum toksini (botoks) enjekte edilerek aylarca süren bir gevşeme ve rahatlama sağlanır. Ayrıca prostatın içindeki iltihaplı dokuyu ve aşırı hassaslaşmış sinir uçlarını mikrodalga enerjisiyle kontrollü bir şekilde ısıtarak küçülten transüretral termoterapi (TUMT) uygulamaları, hastanede yatış gerektirmeyen son derece etkili ve çağdaş tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır.
Kronik Prostatit İçin Uygulanan Girişimsel Yöntemler Nelerdir?
İlaç tedavisine yanıt vermeyen hastalar için geliştirilmiş ileri düzey uygulamalar şunlardır:
- Şok dalga tedavisi
- Prostat içi enjeksiyonlar
- Pelvik taban botoksu
- Mikrodalga termoterapi
- Radyofrekans uygulamaları
- Kök hücre tedavisi
- Terapötik prostat masajı
- Lazer akupunktur
Kronik Prostatit Tedavisinde Cerrahi Müdahale Hangi Aşama İçin Uygundur?
Kronik prostatit yönetiminde cerrahi müdahale hiçbir zaman ilk akla gelen veya erken aşamada tercih edilen bir seçenek değildir; aksine, tamamen son çare olarak saklanan radikal bir adımdır. Cerrahi düşünülmesi için, hastanın tüm tıbbi ilaç protokollerini, aylar süren yaşam tarzı değişikliklerini, şok dalga tedavilerini ve enjeksiyonları eksiksiz bir şekilde denemiş ancak hiçbir fayda görmemiş olması gerekir. Genellikle Kategori II hastalarında, prostat dokusunun içi adeta bir taş ocağı gibi yoğun kalsifikasyonlarla doluysa ve bu taşlar yüzünden hasta sürekli olarak yüksek ateşli idrar yolu enfeksiyonu atakları geçiriyorsa cerrahi planlanır. Bu tür inatçı vakalarda, transüretral prostat rezeksiyonu (TURP) adı verilen yöntemle, idrar kanalından özel aletlerle girilerek içteki iltihaplı ve taşlı doku kazınarak dışarı alınır. Eğer hastada prostattan ziyade mesane boynunda doğuştan veya sonradan gelişen aşırı bir kalınlaşma ve yükseklik tespit edilmişse, bu bölgeye küçük bir kesi atılarak (TUIP) idrar akış yolu mekanik olarak rahatlatılır. Birlikte iyi huylu prostat büyümesi de eşlik ediyorsa lazerle enükleasyon (HoLEP) gibi dokuyu tamamen sıyıran yöntemler de değerlendirilebilir, ancak temel amaç dokuyu kesmek değil fonksiyonları düzeltmektir.
Kronik Prostatit İçin Geliştirilmiş Cerrahi Yöntemler Nelerdir?
Sadece tüm diğer yollar tükendiğinde ve anatomik bir zorunluluk olduğunda uygulanan cerrahi işlemler şunlardır:
- Transüretral rezeksiyon
- Mesane boynu insizyonu
- Holmiyum lazer prostatektomi
- Açık prostatektomi
- Lazer vaporizasyon
Kronik Prostatit Hastaları Günlük Yaşamlarında Neleri Değiştirmelidir?
Hastalığın kontrol altına alınması ve nükslerin önlenmesi, tıbbi tedaviler kadar hastanın günlük yaşantısında atacağı bilinçli adımlara da bağlıdır. Prostat, idrarın içeriğindeki kimyasal maddelere karşı son derece duyarlı bir organdır. Bu nedenle mesaneyi ve prostatı tahriş edici özelliği olan aşırı kafein, yoğun alkol, acı biber ve aşırı baharatlı gıdaların tüketimi kesinlikle sınırlandırılmalıdır. Termal koruma bu hastalar için altın kuraldır; soğuk beton zeminlere oturmaktan, ıslak mayoyla beklemekten veya klimaya doğrudan maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Çünkü soğuk, pelvik kasları aniden kasarak ağrı krizlerini tetikler. Tam tersine, her akşam ılık veya sıcağa yakın bir su dolu küvette on beş dakika oturmak, bölgedeki kan akışını hızlandırarak kasları mükemmel bir şekilde gevşetir. Fiziksel aktivitelerde ise prostat bölgesine mekanik baskı uygulayan bisiklet, motosiklet biniciliği veya uzun süre hareketsiz oturma gibi eylemlerden uzak durulmalıdır. Bunun yerine yürüyüş, yüzme ve pelvik tabanı hem kasan hem de kontrollü gevşeten Kegel egzersizleri rutine eklenmelidir. Son olarak prostat bezinin içinde biriken sıvıların dışarı atılarak dokunun tazelenmesi adına düzenli ejakülasyon, yani boşalma, sistemin kendi kendini temizlemesi için oldukça destekleyici ve doğal bir yöntemdir.
Kronik Prostatit Sürecinde Dikkat Edilmesi Gereken Yaşam Tarzı Kuralları Nelerdir?
Tedavi sürecine ivme kazandıran ve hastaların günlük hayatta mutlaka uygulaması gereken alışkanlıklar şunlardır:
- Sağlıklı beslenme
- Düzenli egzersiz
- Termal korunma
- Stres yönetimi
- Düzenli boşalma
- Kafein kısıtlaması
- Alkol kısıtlaması
- Baharat kısıtlaması
- Sıcak su banyoları
- Pelvik egzersizler
