Testis kanseri, erkek üreme sisteminin temel bir parçası olan ve testis torbasında (skrotum) yer alan testislerdeki hücrelerin, genetik yapılarının bozularak kontrolsüz ve anormal bir şekilde çoğalması sonucu ortaya çıkan kötü huylu tümöral bir hastalıktır. Onkolojik rahatsızlıklar arasında yer alan bu durum modern tıbbın sunduğu güncel ürolojik tedavi protokolleri sayesinde günümüzde tam şifa (kür) şansı en yüksek olan kanser türlerinden biridir. Sağlıklı hücrelerin kötü huylu dokulara dönüşmesiyle başlayan bu hücresel süreç erken dönemde fark edilip doğru tıbbi müdahaleler uygulandığında kalıcı olarak durdurulabilir ve hastanın yaşam kalitesi güvence altına alınarak tamamen sağlığına kavuşması sağlanır.

Prof. Dr. Berkan Reşorlu
Üroloji Uzmanı

1979 Ankara doğumlu Prof. Dr. Berkan Reşorlu, tıp eğitimini 1997-2003 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde, üroloji uzmanlığını ise 2003-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır. Akademik olarak 2013 yılında doçent, 2022 yılında profesör ünvanı almıştır.

Endoskopik taş cerrahisi alanında geniş serili çalışmalara imza atmış, 1 yaş altı çocuklarda uygulanan cerrahileri literatüre kazandırmış, taş skorlama sistemi ve deneysel cerrahi modelleriyle uluslararası alanda kabul görmüştür.

WhatsApp ile İletişime Geç

Testis kanseri nedir ve toplumda kimleri etkiler?

Testis kanseri, tüm erkeklik dönemi kanserlerinin yalnızca yüzde birlik veya ikilik çok küçük bir kısmını oluşturur. Ancak bu sayısal azlık yanıltıcı olmamalıdır çünkü bu hastalığın epidemiyolojik, yani toplumdaki dağılım özellikleri son derece çarpıcıdır. Hayatın en enerjik, en aktif ve üreme çağının en verimli dönemi olan on beş ile otuz beş yaş arasındaki genç erişkin erkeklerde en sık karşılaşılan katı organ tümörüdür. Genç yaştaki bireyleri hedef alması, bu hastalığın sadece tıbbi bir sorun olmaktan çıkıp, ciddi psikolojik, sosyal ve ailevi boyutlar kazanmasına da neden olur. Tüm dünyada ve ülkemizdeki sağlık verileri detaylıca incelendiğinde, genel görülme sıklığının her yüz bin erkekte iki ila üç kişi arasında değiştiği saptanmaktadır. Ayrıca son yıllarda bu teşhisi alan kişi sayısında yavaş ama oldukça istikrarlı bir artış eğilimi göze çarpmaktadır.

Bir erkeğin tüm yaşamı boyunca testis kanseriyle karşılaşma ihtimali yaklaşık olarak binde iki seviyesindedir. Hastalığın ortaya çıktığı yaş gruplarına bakıldığında üç farklı zaman diliminde yoğunlaşma olduğu görülür. İlk yoğunlaşma dönemi on yaş altındaki çocukluk çağındadır ve bu grupta hücrelerin daha farklı bir davranış sergilediği bebeklik dönemi tümörleri izlenir. İkinci ve tüm vakaların en büyük kısmını oluşturan yoğunlaşma dönemi, yirmi ile kırk yaşları arasındadır. Üçüncü ve daha nadir görülen dalga ise altmış yaşın üzerindeki erkeklerde ortaya çıkar. Bu ileri yaş grubundaki tümörler, gençlerde görülenlerden biyolojik olarak oldukça farklı bir yapıya sahiptir ve genellikle hücresel yaşlanma veya bağışıklık sistemiyle bağlantılı olarak gelişir.

Testis kanseri gelişiminde öne çıkan risk faktörleri nelerdir?

Hücrelerin neden bir anda genetik şifrelerini değiştirip kanserleşmeye başladığı her zaman kesin olarak bilinemese de testis kanserinin gelişimini tetikleyen oldukça güçlü ve kanıtlanmış bazı risk faktörleri bulunmaktadır. Bu faktörlerin başında, tıbbi adıyla kriptorşidizm olarak bilinen inmemiş testis durumu gelir. Anne karnındaki gelişim süreci boyunca bebeklerin testisleri aslında karın boşluğunun arka kısmında oluşur ve doğuma doğru yavaş yavaş testis torbasına, yani skrotuma doğru iner. Bu iniş yolculuğunun herhangi bir aşamada durması ve testisin karın içinde veya kasık kanalında kalması durumunda kanser riski normal bireylere göre beş ila on beş kat arasında artış gösterir. Karın içinin vücut ısısının testis torbasına göre daha yüksek olması, bu hücrelerin yapısını zamanla bozabilmektedir.

İlginç olan bir diğer durum ise, sadece tek bir testisi inmeyen kişilerde kanserin sadece inmemiş tarafta değil aynı zamanda normal yerine inmiş sağlıklı testiste de ortaya çıkabilmesidir. Bu durum hastalığın sadece fiziksel ısınmaya bağlı olmadığını, anne karnındaki gelişimsel genetik hataların her iki testisi de etkileyebildiğini göstermektedir. Ailesel genetik yatkınlık da çok büyük bir rol oynar. Birinci derece akrabalarında bu hastalık görülen kişilerin yaşam boyu riskleri belirgin şekilde daha yüksektir. Ayrıca kişinin geçmişte testis küçülmesine yol açan şiddetli enfeksiyonlar geçirmesi de hücresel yapıyı bozarak riski artırabilmektedir.

Öne çıkan risk faktörleri şunlardır:

  • Kriptorşidizm
  • Ailede testis kanseri öyküsü
  • Kontralateral testis tümörü
  • Testis atrofisi
  • İntratübüler germ hücreli neoplazi

Testis kanseri hücresel bazda nasıl sınıflandırılır?

Testis organı, içinde sperm üretilen kanalcıklar, bu üretime destek olan dokular ve hormon salgılayan hücrelerden oluşan adeta karmaşık bir fabrika gibidir. Ancak kanserleşme vakalarının yüzde doksan beş gibi çok ezici bir çoğunluğu, doğrudan spermleri oluşturan ve üreme hücreleri olarak bilinen germinal dokudan köken alır. Bu tümörler, büyüme hızları, vücuda yayılma şekilleri ve uygulanacak tedavilere verecekleri tepkiler göz önüne alındığında iki büyük ana gruba ayrılır. Bunlar seminomlar ve non-seminomlar olarak adlandırılır.

Seminomlar, tüm hastaların yaklaşık yarısını oluşturur ve genellikle otuz beş yaş civarındaki hastalarda biraz daha yavaş ve sakin bir büyüme eğilimi gösterir. Bu grubun en büyük avantajı, radyoterapi adı verilen ışın tedavisine ve standart kanser ilaçlarına karşı olağanüstü derecede duyarlı olmalarıdır. Seminom grubuna dahil olmayan diğer tümörler ise non-seminomlar olarak isimlendirilir ve yapısal olarak birbirine benzemeyen, daha hırçın karakterli hücrelerden oluşurlar. Genellikle daha erken yaşlarda, yirmili yaşların başında görülürler ve çok hızlı bir şekilde kan dolaşımına katılıp farklı organlara sıçrama potansiyeli taşırlar. Non-seminom grubu kendi içinde biyolojik olarak birbirinden tamamen farklı alt tiplere sahiptir ve bu alt tiplerin her biri hastada farklı belirtiler verip farklı kan değerlerini yükseltebilir.

Bu alt tipler şunlardır:

  • Embriyonal karsinom
  • Yolk sak tümörü
  • Teratom
  • Koryokarsinom

Testis kanseri hastaları genellikle hangi şikayetlerle hekime başvurur?

Bu hastalık belirtiler açısından oldukça sinsi ilerleyebilir, ancak kendi vücudunu tanıyan ve dikkatli olan kişiler için bir o kadar da net sinyaller verir. Hastaların çok büyük bir bölümü, günlük yaşantılarında tamamen tesadüf eseri, genellikle duş alırken kendi kendilerini muayene ettikleri sırada testis torbası içinde beklenmedik bir kitle fark ederler. Bu kitle genellikle leblebi veya fındık büyüklüğünde, dokunulduğunda kaya gibi sert olan ve yüzeyi düzensiz bir şişlik şeklindedir. İşin en aldatıcı tarafı, bu sertliğin üzerine dokunulduğunda veya bastırıldığında çoğunlukla hiçbir acı veya ağrı hissedilmemesidir. Ağrı olmaması, hastaların durumu ciddiye almayıp doktora başvurmalarını geciktiren en büyük etkenlerden biridir.

Sadece fiziksel büyüme ve sertlik hissinin yanı sıra bazı hastalar karnın alt bölgesinde, kasıklarda veya doğrudan testis torbasında adeta bir ağırlık taşınıyormuş gibi tarif ettikleri künt, çekilme tarzında bir rahatsızlık hissinden şikayet ederler. Aniden başlayan, çok şiddetli ve dayanılmaz ağrılar ise oldukça nadirdir. Bu tür şiddetli ağrılar kanserin doğrudan kendi yapısından değil çok hızlı büyüyen tümör dokusunun aniden kendi içine kanaması veya etrafındaki dokularda ciddi bir tahriş ve iltihaplanma yaratması sonucunda ortaya çıkar. Kimi zaman hastalar testislerinde hiçbir sorun hissetmezken, tümörün akciğerlere veya karın içi lenf bezlerine yayılmasına bağlı olarak geçmeyen sırt ağrıları veya kuru öksürük gibi bambaşka şikayetlerle de sağlık kuruluşlarına başvurabilmektedirler.

Sık karşılaşılan belirtiler şunlardır:

  • Ağrısız sert kitle
  • Testiste diffüz büyüme
  • Skrotumda künt ağrı
  • Anal bölgeye vuran ağırlık hissi
  • Akut skrotal ağrı
Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Testis kanseri şüphesinde tanı süreci nasıl ilerler?

Hastanın şikayetleri dinlendikten sonra sürecin en hayati adımı olan fizik muayene evresine geçilir. Muayene sırasında, sağlıklı ve yumuşak testis dokusunun içinde yer alan, parmakların arasında kolayca ayırt edilebilen sert bir bölgenin varlığı hekim için çok güçlü bir ipucudur. Eskiden sıkça başvurulan karanlık oda testinde, testis torbasına güçlü bir ışık tutulduğunda kistik ve sıvı dolu içi boş yapılar ışığı geçirirken, kanser gibi katı dokuların ışığı tamamen engellemesi tanıda önemli bir bulgu olarak değerlendirilir. Ancak günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte en güvenilir ve hızlı yöntem her zaman görüntüleme cihazlarına başvurmaktır.

Şüpheli durumların aydınlatılmasında ilk tercih her zaman skrotal ultrasonografidir. Radyasyon içermeyen ve ses dalgalarıyla çalışan bu cihaz, testislerin iç yapısını milimetrik detaylara kadar yüksek çözünürlükte gösterir. Ultrasonografi, testis içindeki olağandışı hücre kümelerini, bu kitlelerin ne kadar kanlandığını ve tam boyutlarını belirlemede neredeyse kusursuz bir hassasiyete sahiptir. Eğer ultrasonda aksi bir durum saptanırsa, bu lezyon tıbbi standartlar gereği kesinlikle kötü huylu bir tümör olarak kabul edilir ve ileri tetkiklere geçilir. Hastalığın vücudun diğer bölgelerine, özellikle de karın içindeki lenf bezlerine veya göğüs boşluğuna yayılıp yayılmadığını anlamak amacıyla boyun bölgesinden leğen kemiğine kadar geniş bir alanı kapsayan bilgisayarlı tomografi taramaları yapılarak hastalığın gerçek haritası çıkarılır.

Testis kanseri teşhisinde kanda bakılan tümör belirteçleri nelerdir?

Kanser hücreleri, normal sağlıklı hücrelerden farklı olarak vücutta bir nevi kimyasal iz bırakırlar. Kana karışan bu özel proteinlere veya hormonlara tümör belirteçleri adı verilir. Tıpkı ormanda yanan bir ateşin dumanına bakarak yangının büyüklüğünü ve yerini tahmin etmek gibi, bu belirteçlerin kandaki seviyeleri de hekimlere vücuttaki tümör yükü, hastalığın karakteri ve tedaviye verdiği yanıt hakkında muazzam bilgiler sunar. Testis kanseri hastalarının çok büyük bir çoğunluğunda basit bir kan tahlili ile bu belirteçlerden en az birinin normalin üzerinde olduğu saptanır.

Bu belirteçlerin kandaki seviyeleri, hastanın hangi alt tip tümöre sahip olduğunu anlamada pusula görevi görür. Örneğin bazı belirteçler anne karnındaki bebeklik dönemine ait proteinlerken, kanser hücreleri geriye dönüşüm yaşayarak bu proteinleri tekrar üretmeye başlarlar. Bazıları ise normalde gebelik sırasında plasenta tarafından salgılanan hormonlardır ve erkek bir hastanın kanında yüksek seviyelerde saptanması son derece spesifik bir kanser bulgusudur. Aynı zamanda, hücrelerin hızlı bir şekilde bölünüp parçalanması sonucu ortaya çıkan enzimler de hastalığın vücuttaki yaygınlığını gösterir. Günümüzde bu geleneksel belirteçlerin yanı sıra kanser hücresinin genetik ayak izlerini doğrudan kan dolaşımında arayan sıvı biyopsi gibi çok ileri teknolojik testler de yavaş yavaş klinik kullanıma girmekte ve teşhis gücünü artırmaktadır.

Kanda bakılan temel belirteçler aşağıdaki gibidir:

  • Alfa-Fetoprotein
  • Beta-hCG
  • Laktat Dehidrogenaz
  • MikroRNA testleri

Testis kanseri tedavisinde uygulanan radikal cerrahi nasıl yapılır?

Tüm tahliller ve ultrason görüntüleri sonucunda testis kanseri şüphesi güçlü bir şekilde doğrulanırsa, beklemeden atılması gereken ilk ve en standart cerrahi adım hastalıklı testisin vücuttan uzaklaştırılmasıdır. Bu işleme radikal inguinal orşiektomi adı verilir. Bu cerrahinin en önemli onkolojik kuralı, ameliyatın kesinlikle testis torbası kesilerek değil kasık bölgesinden açılan küçük bir kesi ile yapılmasıdır. Testislerin lenf sıvısını taşıyan kanalları doğrudan karın boşluğuna doğru uzanır. Eğer torbadan bir kesi yapılırsa, tümör hücrelerinin izlediği bu doğal otoyol yön değiştirir ve hücreler kasık lenf bezlerine doğru yayılarak hastalığın seyrini içinden çıkılmaz bir hale getirebilir.

Cerrahi işlem sırasında hekimin en büyük amacı, kanser hücrelerinin kan dolaşımına sızmasına asla fırsat vermemektir. Bu nedenle kasık kanalı açıldıktan sonra, testise giden ve oradan dönen tüm kan damarları henüz testise hiç dokunulmadan bağlanır ve kilitlenir. Bu vasküler kontrol sağlandıktan sonra testis güvenli bir şekilde torbadan yukarıya çekilir ve kordonuyla birlikte tek parça halinde çıkarılır. Operasyon sırasında, hastanın bedensel algısının ve özgüveninin zedelenmesini engellemek için, çıkarılan gerçek testisin birebir aynısı boyut ve kıvamında, tamamen güvenli malzemelerden üretilmiş silikon bir protez aynı torbanın içine yerleştirilebilir. Çıkarılan hastalıklı organ, hücre yapısının mikroskop altında tüm detaylarıyla incelenmesi için derhal patoloji laboratuvarına gönderilir.

Testis kanseri vakalarında testis koruyucu cerrahi hangi durumlarda mümkündür?

Klasik onkolojik yaklaşımlar her zaman güvenliği ilk sıraya koyarak hastalıklı organın tamamen alınmasını savunsalar da gelişen teknoloji ve hastaların yaşam kalitesi beklentileri bazı özel durumlarda organ koruyucu yaklaşımları da beraberinde getirmiştir. Testis koruyucu cerrahinin temel felsefesi, eğer şartlar uygunsa sadece kanserli dokuyu çıkarıp etrafındaki sağlıklı testis dokusunu yerinde bırakmaktır. Bu sayede hastanın kendi vücudunun doğal bir şekilde erkeklik hormonu üretmeye devam etmesi ve çocuk sahibi olma yeteneğini koruması hedeflenir.

Ancak bu işlemin uygulanabilmesi son derece katı kurallara bağlıdır. Hastanın her iki testisinde de eş zamanlı olarak tümör saptanması veya geçmiş yıllarda kanser nedeniyle bir testisini zaten kaybetmiş olması gibi zorunlu hallerde bu yöntem gündeme gelir. Ameliyat sırasında hekim sadece tümörlü bölgeyi kesip çıkarır ve bu doku hasta henüz masada uyurken ameliyathanedeki patologlar tarafından anında dondurularak hızlıca incelenir. Gelen raporun sonucuna göre ya sadece o bölge temizlenmiş olarak bırakılır ya da riskli görülürse ameliyat standart tüm organın alınmasına çevrilir. Başarılı geçen koruyucu operasyonların ardından, geride kalan sağlıklı hücrelerin arasına gizlenmiş olabilecek mikroskobik kanser başlangıçlarını yok etmek için mutlaka düşük dozda koruyucu ışın tedavisi de uygulanır.

Bu cerrahinin endikasyonları şunlardır:

  • Bilateral senkron tümörler
  • Soliter testiste metakron tümör
  • Yirmi beş milimetreden küçük tümör boyutu
  • Yüzde otuzdan az tümör hacmi
  • Normal preoperatif testosteron seviyesi
Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Testis kanseri evrelemesi ve hastalık risk gruplandırması nasıl yapılır?

Cerrahi işlem tamamlanıp patoloji raporu netleştikten sonra, hastalığın vücuttaki yerleşimini ve yayılma kapasitesini dünya çapında standart bir dille ifade edebilmek için evreleme aşamasına geçilir. Tıp dilinde TNM olarak bilinen tümör, lenf nodu ve metastaz parametrelerine, testis kanserinin eşsiz doğası gereği kandaki tümör belirteçlerinin seviyelerini ifade eden bir harf daha eklenerek kapsamlı bir harita oluşturulur. Kanserli hücrelerin testis dokusu içinde ne kadar derine indiği, testisin dış zarlarını aşıp aşmadığı ve en önemlisi mikroskobik seviyede kan ve lenf damarlarının içine girip girmediği titizlikle incelenir.

Eğer çekilen tomografilerde hastalığın karın arka duvarındaki lenf bezlerine veya akciğerler gibi çok daha uzak organlara sıçradığı tespit edilirse, tedavi planını şekillendirecek olan uluslararası bir risk sınıflaması devreye girer. Bu sistem hastaları iyi, orta ve kötü risk gruplarına ayırır. Tümörün çıkış yeri, akciğer dışında karaciğer veya beyin gibi zorlu organlara yayılım olup olmadığı ve kan testlerindeki belirteçlerin ne kadar ekstrem seviyelere ulaştığı bu gruplandırmayı doğrudan etkiler. Örneğin iyi gruptaki hastalar için çok yüksek başarı ve iyileşme oranları söz konusuyken, kötü risk grubuna giren hastalar için hastanede kalış sürelerinin uzadığı, çok daha yoğun ve yıpratıcı kemoterapi kürlerinin gerektiği zorlu bir süreç planlanır.

Testis kanseri evre 1 hastalık yönetimi ve izlem stratejileri nelerdir?

Eğer yapılan detaylı taramalarda hastalık testis torbasının dışına hiçbir şekilde taşmamış ve vücudun başka bir bölgesine sıçramamışsa, hasta birinci evrede kabul edilir. Birinci evredeki hastalar için sadece testisin alınmış olması çoğu zaman tam bir iyileşme sağlamak için yeterlidir. Ancak tıpta her zaman hesaba katılması gereken gizli bir tehlike vardır: Görüntüleme cihazlarının bile tespit edemeyeceği kadar küçük olan mikroskobik kanser tohumlarının kan dolaşımına sızmış olma ihtimali.

Bu mikroskobik riski yönetmek için hastalara farklı seçenekler sunulur. Eğer hastanın tümör biyolojisi çok sakin ve düşük riskli görülüyorsa, herhangi bir ek ilaç verilmeden sadece çok sıkı bir şekilde düzenli aralıklarla kan tahlili ve tomografilerle takip edilmesine karar verilir. Buna aktif izlem denir. Ancak patoloji raporunda kanser hücrelerinin damarlara sızdığı veya tümörün çok agresif yapıda olduğu saptanırsa, hastalığın aylar veya yıllar sonra vücudun başka bir yerinde tekrar alevlenmesini engellemek için tek dozluk hafif bir kemoterapi veya birkaç kürlük daha güçlü bir koruyucu ilaç tedavisi verilir. Bu koruyucu kalkan sayesinde hastalığın nüks etme, yani geri dönme ihtimali neredeyse sıfıra yakın seviyelere kadar indirilir.

Testis kanseri lenf bezlerine yayıldığında uygulanan büyük cerrahiler nelerdir?

Testis kanseri, anatomik yayılım yolları gereği doğrudan karın boşluğunun en derin noktalarında, omurganın hemen önünde ve vücudun en büyük damarlarının etrafında dizilmiş olan retroperitoneal lenf bezlerine sıçrama eğilimindedir. Hastalık bu bölgelere ulaştığında uygulanan cerrahi müdahale, tıp literatüründe retroperitoneal lenf nodu diseksiyonu olarak bilinir. Bu işlem göğüs kafesinden leğen kemiğine kadar inen çok geniş bir alandaki tüm lenf dokularının, dev damarların üzerinden adeta ince bir zarı soyar gibi çok büyük bir hassasiyetle temizlenmesi ameliyatıdır.

Geçmiş yıllarda bu büyük operasyonlar, boşalma fonksiyonlarını sağlayan ince sinir ağlarının zarar görmesi gibi hastaların yaşam kalitesini derinden sarsan bazı kalıcı yan etkilere yol açabiliyordu. Ancak günümüzde uygulanan sinir koruyucu üst düzey cerrahi teknikler sayesinde, tümörü barındıran hastalıklı lenf bezleri çıkarılırken bu saç teli inceliğindeki sinir lifleri özenle korunarak hastaların doğal yolla çocuk sahibi olma yetileri büyük oranda muhafaza edilebilmektedir. Ayrıca ileri evre hastalarda, kemoterapi tedavisi bittikten sonra bile karın içinde erimeyen ve ilaçlara direnç gösteren bazı tehlikeli kitleler kalmışsa, hastanın hayatta kalabilmesi için bu inatçı dokuların da mutlaka bu zorlu cerrahi yöntemlerle tamamen temizlenmesi şarttır.

İleri evre testis kanseri tedavisinde kemoterapi ve yan etkileri nelerdir?

Hastalık uzak organlara yayıldığında devreye giren en güçlü silah, damar yoluyla tüm vücuda yayılan sistemik kemoterapidir. Özellikle yetmişli yıllardan sonra belirli etken maddelerin keşfedilmesi, eskiden çaresiz kalınan bu hastalığı onkolojinin en büyük zaferlerinden biri haline getirmiştir. Günümüzde uygulanan standart protokoller, kanser hücrelerinin bölünmesini durduran ve hücreleri kendi kendini yok etmeye zorlayan üç veya dört farklı güçlü ilacın birleşiminden oluşur.

Ancak bu güçlü ilaçlar tümör hücrelerini yok ederken ne yazık ki vücudun sağlıklı ve hızlı bölünen hücrelerini de hedef alır. Bu durum bazı organlarda geçici veya kalıcı hasarlara yol açabilir. Böbreklerin ilacı süzerken hasar görmemesi için hastalara litrelerce koruyucu sıvı takviyesi yapılır. Akciğer dokusunun sertleşmesini önlemek için solunum kapasiteleri sürekli kontrol edilir. İlaçların kemik iliğini baskılaması sonucu vücudun savunma mekanizması olan beyaz kan hücreleri hızla düşer, bu da hastayı en ufak bir mikroba karşı bile savunmasız bırakarak ağır enfeksiyon risklerine sokar. Hastaların bu zorlu süreci güvenle atlatabilmesi için çok ciddi destek tedavileri ve koruyucu ilaçlar uygulanmak zorundadır.

En sık karşılaşılan toksisiteler şunlardır:

  • Nefrotoksisite
  • Pulmoner toksisite
  • Miyelosupresyon
  • Hemorajik sistit

Testis kanseri tedavisi öncesi üreme sağlığı ve doğurganlık nasıl korunur?

Bu hastalığın en çok on beş ile otuz beş yaşları arasındaki genç ve üreme çağındaki erkekleri etkilemesi, kanserin kendisi kadar tedavinin bırakacağı kalıcı izlerin de büyük bir titizlikle yönetilmesini gerektirir. Hem testisin cerrahi olarak vücuttan alınması hem de hastalık yayıldıysa uygulanacak olan ağır ilaç tedavileri ve büyük karın cerrahileri, sperm üretim fabrikalarını ve doğal yolla çocuk sahibi olma mekanizmalarını kalıcı olarak durdurma riski taşır. Genç bir hastanın gelecekteki aile kurma hayallerini korumak, tıbbi sürecin en ayrılmaz parçalarından biridir.

Bu sebeple, hastaya teşhis konulduğu an ve kesinlikle hiçbir tedaviye başlanmadan önce, üreme sağlığını korumaya yönelik seçenekler masaya yatırılmalıdır. Hastadan alınan sağlıklı sperm hücreleri özel laboratuvar ortamlarında ayrıştırılarak, eksi yüz doksan altı derecelik sıvı azot tanklarında yıllar boyunca bozulmadan dondurularak saklanabilir. Eğer normal yollarla sperm hücresi elde edilemiyorsa, ameliyat sırasında özel mikroskoplar eşliğinde testis dokusunun içi taranarak doğrudan canlı hücreler toplanabilir. Ayrıca hastanın hormonal dengesi bozulduğunda ve doğal erkeklik hormonu üretimi azaldığında, kemik erimesinden psikolojik çöküntüye kadar pek çok sorunu önlemek amacıyla dışarıdan yapay hormon takviyeleri verilerek hastanın yaşam kalitesi standartlarda tutulmaya çalışılır.

Uygulanabilecek koruyucu yöntemler şunlardır:

  • Sperm kriyoprezervasyonu
  • MikroTESE işlemi
  • Testosteron replasman tedavisi

Testis kanseri tedavisi sonrasında hastaları nasıl bir takip süreci bekler?

Kanser başarıyla vücuttan atılmış ve hasta sağlığına tamamen kavuşmuş olsa dahi, onkolojik yolculuk ameliyat masasında veya kemoterapi koltuğunda sona ermez. İyileşme oranlarının mükemmel seviyelerde olması, geride bırakılan bu sinsi hastalığın tamamen unutulacağı anlamına gelmez. Çünkü bazı inatçı kanser hücreleri, uygulanan tüm tedavilerden saklanarak yıllar sonra bile sessizce tekrar uyanma potansiyeline sahiptir. Bu tehlikeyi bertaraf etmek için yıllara yayılan, son derece disiplinli ve sıkı bir izlem programı uygulanır.

Hastalığın geri dönme, yani nüks etme ihtimalinin en yüksek olduğu dönem tedavinin bitiminden sonraki ilk iki yıllık süreçtir. Bu kritik pencerede hasta belirli aylarda sürekli hastaneye çağrılarak detaylı muayenelerden geçirilir, kanındaki tümör belirteçleri tekrar tekrar kontrol edilir ve vücudun iç organları tomografilerle yakından izlenir. İlk iki yıl sorunsuz atlatıldığında tehlike büyük oranda geçer ve kontrollerin arası yavaş yavaş açılır. Ancak takip süreci, uzun yıllar sonra ortaya çıkabilecek geç nüksleri veya kemoterapi ilaçlarının on yıllar sonra kalp ve damar sisteminde yaratabileceği metabolik sorunları yakalamak adına bir ömür boyu, adeta hasta ve sağlık ekibi arasında bir yaşam sözleşmesi gibi devam eder.

Blog Yazıları

Gece Altını Islatma Kaç Yaşa Kadar Normal Kabul Edilir?

Çocuklarda gece altını ıslatma, birçok ailenin [...]

Devamını Oku
MR Füzyon Biyopsi ile Klasik Biyopsi Arasındaki Farklar

Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen [...]

Devamını Oku
Erkeklerde Tekrarlayan İdrar Yolu Enfeksiyonu Ne Anlama Gelir?

Erkeklerde tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, çoğu [...]

Devamını Oku
Sertleşme Sorununda En Etkili Tedavi Yöntemleri

Sertleşme sorununda en etkili tedavi yöntemleri [...]

Devamını Oku
Penis Eğriliğinin Tedavisi Cinsel Hayatı Etkiler mi?

Penis eğriliği, tıbbi adıyla penil deviasyon, [...]

Devamını Oku
Penis Büyütme Yöntemleri Nelerdir?

Penis büyütme yöntemleri, erkeklerin hem fiziksel [...]

Devamını Oku
Erkeklerde Sık İdrara Çıkma

Erkeklerde sık idrara çıkma, genellikle basit [...]

Devamını Oku
Cinsel İsteksizlik Tedavi Edilebilir Mi?

Cinsel isteksizlik, modern yaşamın sessizce yayılan [...]

Devamını Oku