İşeme bozuklukları, idrarın böbreklerden süzülerek mesanede (idrar kesesi) depolanması ve idrar kanalı yoluyla vücut dışına atılması süreçlerinin herhangi birinde meydana gelen fiziksel, sinirsel veya kas kaynaklı işlev kayıplarıdır. Bu durum; aniden ortaya çıkan sıkışma hissi, idrar kaçırma, idrar yapmaya başlamada zorlanma, akışın zayıflaması ya da mesaneyi tam boşaltamama gibi hayat kalitesini doğrudan düşüren belirtilerle ortaya çıkar. İnsan anatomisinin hassas sıvı atım döngüsündeki bu yapısal veya fonksiyonel aksaklıklar, bedensel sağlığın yanı sıra sosyal yaşantıyı da derinden etkiler. Altta yatan temel nedene yönelik planlanan modern tıbbi yaklaşımlarla, bozulan bu doğal sistemi yeniden sağlıklı ve konforlu işleyişine kavuşturmak mümkündür.
Üroloji Uzmanı
1979 Ankara doğumlu Prof. Dr. Berkan Reşorlu, tıp eğitimini 1997-2003 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde, üroloji uzmanlığını ise 2003-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır. Akademik olarak 2013 yılında doçent, 2022 yılında profesör ünvanı almıştır.
Endoskopik taş cerrahisi alanında geniş serili çalışmalara imza atmış, 1 yaş altı çocuklarda uygulanan cerrahileri literatüre kazandırmış, taş skorlama sistemi ve deneysel cerrahi modelleriyle uluslararası alanda kabul görmüştür.
İşeme Bozuklukları Arasında Sık Karşılaşılan Üretra Darlığı Nedir?
İdrar kanalı, tıbbi adıyla üretra, idrarı mesaneden alarak vücut dışına taşıyan ve esnek bir tüp şeklinde olan anatomik bir yapıdır. Üretra darlığı, bu taşıyıcı kanalın etrafını saran ve süngerimsi bir yapıya sahip olan dokuda çeşitli nedenlerle yara dokusunun gelişmesi ve sertleşmesi sonucunda kanalın iç boşluğunun daralmasıdır. Bu durumu gündelik hayattan bir örnekle açıklamak gerekirse, esnek ve pürüzsüz bir su hortumunun iç yüzeyinin zamanla kireçlenerek daralması ve içinden geçen suyun akışını zorlaştırması gibi düşünülebilir.
Kanalın daralmasına yol açan nedenler darlığın oluştuğu bölgeye göre büyük farklılıklar gösterir. İdrar kanalının dışarıya daha yakın olan kısımlarında görülen daralmalar genellikle geçirilmiş ağır enfeksiyonlar, önceden takılmış olan idrar sondalarının yarattığı tahrişler veya kapalı yöntemle yapılan bazı prostat ameliyatları gibi tıbbi işlemler sonrasında ortaya çıkan hücresel travmalar sonucunda gelişir. Bunun yanı sıra bisikletten düşme veya ata binerken apış arasına alınan sert darbeler de bu bölgedeki süngerimsi dokuyu ezerek yara dokusu oluşumunu tetikler. İdrar kanalının daha derin, vücudun iç kısımlarına doğru olan bölgelerindeki darlıklar ise çoğunlukla trafik kazaları neticesinde meydana gelen leğen kemiği kırıkları gibi çok daha şiddetli travmaların ardından veya karmaşık cerrahi müdahaleler sonrasında görülür.
Üretra Darlığı Şikayetleri Nelerdir ve İşeme Bozuklukları Tanısı Nasıl Konulur?
Kanalın daralması nedeniyle mesane, idrarı dışarıya atabilmek için normalden çok daha fazla bir basınç üretmek ve zorlanmak durumunda kalır. Bu durum zamanla mesane kasının yorulmasına, esnekliğini kaybetmesine ve içeride sürekli bir miktar idrar kalmasına yol açar. İçeride bekleyen idrar ise bakterilerin çoğalması için ideal bir ortam yaratarak tekrarlayan enfeksiyonlara zemin hazırlar.
Hastalarda en sık gözlemlenen şikayetler şunlardır:
- İdrar tazyikinde belirgin azalma
- İdrar yapmaya başlamada zorlanma
- İdrarın çatallı veya dağınık akması
- İşeme sonrasında mesaneyi tam boşaltamama hissi
- Tuvaletten çıktıktan sonra devam eden damlamalar
- Sık sık tuvalete gitme ihtiyacı
Tanı sürecinde atılan ilk adım, hastanın idrar akış hızının ve şeklinin elektronik olarak ölçüldüğü üroflowmetri testidir. Bu testin hemen ardından ultrason cihazı yardımıyla işeme sonrasında mesanede ne kadar idrar kaldığı milimetrik olarak ölçülür. Ancak asıl kesin tanıyı koyabilmek ve darlığın nerede başladığını, ne kadar uzunlukta olduğunu ve kanalın ne kadar daraldığını bir harita gibi görebilmek için idrar kanalına özel bir ilaçlı sıvı verilerek çekilen filmler kullanılır. Bu filmler sayesinde cerrahi bir planlama yapmak mümkün hale gelir. Gerekli duyulan daha karmaşık durumlarda ise, ucunda minik bir kamera bulunan ve bükülebilen ince aletler yardımıyla idrar kanalına doğrudan girilerek darlık bölgesi canlı olarak incelenir ve dokunun karakteri gözlemlenir.
Üretra Darlığı Tedavisinde Hangi İşeme Bozuklukları Cerrahi Yöntemleri Kullanılır?
Bu alandaki cerrahi müdahalelerin başarısı, idrar kanalının etrafındaki son derece karmaşık damar ve sinir ağını koruyabilme hassasiyetine bağlıdır. Bu bölgedeki dokuların beslenmesi çift yönlü bir kan akış sistemiyle sağlanır. Cerrahi onarım sırasında bu damarların ve özellikle cinsel fonksiyonları yöneten sinir dallarının korunması, hem dokunun sağlıklı bir şekilde iyileşmesi hem de hastanın hayat kalitesinin düşmemesi için son derece kritiktir.
Uygulanan başlıca cerrahi tedavi yöntemleri aşağıdaki gibidir:
- Üretral genişletme işlemi
- Lazer veya bıçakla kapalı kanal kesisi
- Sorunlu dokunun çıkarılıp kanalın uç uca eklenmesi
- Ağız içinden alınan yama ile kanalın genişletilmesi
Üretral genişletme işlemi, sadece çok kısa ve yüzeysel darlıklarda uygulanan, özel tüpler yardımıyla kanalın mekanik olarak esnetilmesine dayanan bir yöntemdir. Ancak dokudaki asıl sertleşme problemi ortadan kalkmadığı için bu genişletme genellikle geçici bir rahatlama sağlar ve darlığın tekrar etme ihtimali çok yüksektir.
Kapalı kanal kesisi yönteminde ise, küçük bir kamera ile idrar kanalına girilir ve darlığın olduğu noktadaki yara dokusu soğuk bir bıçak veya lazer ışınları kullanılarak dikkatlice kesilir. İşlem süresi kısa ve uygulaması kolaydır; ancak derin kesiler yapılması durumunda farklı dokular arasında istenmeyen bağlantı yollarının açılma riski bulunur:
Uç uca ekleme ameliyatları, genellikle iki santimetreden daha kısa olan darlıklarda en kalıcı ve başarılı sonuçları veren yöntemdir. Bu yöntemde esnekliğini kaybetmiş ve daralmaya sebep olan hastalıklı doku parçası tamamen kesilerek çıkarılır. Geriye kalan iki sağlıklı kanal ucu, son derece ince dikişlerle birbirine birleştirilir.
Yama yöntemi ise daha uzun, karmaşık ve uç uca eklendiğinde gerginlik yaratacak darlıklarda kullanılır. Bu teknikte kanalın tamamen yeni bir dokuyla desteklenmesi gerekir. Çoğunlukla hastanın kendi yanağının iç kısmından alınan ve neme dayanıklı olan bir mukoza dokusu, daralan idrar kanalına bir yama şeklinde dikilerek kanalın çapı genişletilir. Bu onarım, durumun zorluğuna göre tek bir ameliyatla bitirilebileceği gibi, dokunun sağlıklı iyileşmesini garanti altına almak amacıyla aylar süren iki ayrı seans halinde de planlanabilir.
İşeme Bozuklukları Kapsamında Aşırı Aktif Mesane Nasıl Gelişir?
Aşırı aktif mesane, idrar kesesinin fiziksel olarak tam doluluğa ulaşmadan, tamamen yersiz ve kişinin kontrolü dışında aniden kasılmaya başlaması durumudur. Normal şartlar altında sağlıklı bir mesane, böbreklerden gelen idrarı yavaş yavaş ve çok düşük bir basınçla depolar. Bu dolum evresinde mesane kasının tamamen gevşek bir durumda beklemesi gerekir. Ancak bu işleyiş bozulduğunda, idrar kesesinin duvarında yer alan ve kasılmayı yöneten alıcılar yanlış sinyaller üretmeye başlar. Bu alıcılar sanki mesane tamamen dolmuş ve taşmak üzereymiş gibi beyne sürekli olarak acil durum uyarıları gönderir. Beyin bu yanlış uyarıları aldığında mesane kasına kasılma emri verir ve kişi aniden tuvalete koşma ihtiyacı hisseder. Bu durum yanlışlıkla sürekli çalmaya başlayan ve bir türlü susturulamayan hassas bir yangın alarmına benzetilebilir.
Aşırı Aktif Mesane Tanı Süreci ve İşeme Bozuklukları Belirtileri Nelerdir?
Bu tablonun yaratmış olduğu şikayetler, kişinin otobüse binmesini, sinemaya gitmesini veya gece kesintisiz bir uyku uyumasını neredeyse imkansız hale getirebilir. Durumun şiddeti kişiden kişiye değişmekle birlikte yaşam kalitesi üzerindeki etkisi son derece sarsıcıdır.
Hastalığın kendini gösterdiği temel belirtiler şunlardır:
- Aniden gelen ve asla ertelenemeyen şiddetli tuvalet ihtiyacı
- Gün içerisinde normal kabul edilenin çok üzerinde sayıda tuvalete gitme
- Geceleri idrar yapma hissiyle uykudan defalarca uyanma
- Tuvalete yetişemeden damla damla veya tamamen idrar kaçırma
Tanı sürecinde hastanın sadece anlattıkları değil günlük yaşamındaki rutinlerini belgeleyen objektif veriler çok büyük önem taşır. Bu sebeple tanı aşamasında hastalardan en az üç gün boyunca detaylı bir işeme günlüğü tutmaları istenir. Bu günlükte kişinin gün içinde ne kadar su içtiği, saat kaçta tuvalete gittiği, ne miktarda idrar yaptığı ve kaçırma yaşayıp yaşamadığı kayıt altına alınır. Bu kayıtlar, kasın hangi doluluk oranında yanlış sinyal verdiğini anlamak için çok değerli bir harita görevi görür. Elbette benzer şikayetlere yol açabilecek basit bir idrar yolu enfeksiyonu veya mesane içinde yer alan ufak bir taşın varlığı gibi diğer tüm ihtimaller de basit laboratuvar testleri ve görüntüleme cihazlarıyla detaylıca incelenerek elenir.
Aşırı Aktif Mesane İçin Hangi Tedavi Basamakları Uygulanır?
Aşırı aktif mesane sendromunun yönetimi, her zaman en doğal, yan etkisiz ve vücudun yapısına en az müdahale eden yöntemlerle başlar. Eğer bu yöntemler yeterli gelmezse, daha ileri ve karmaşık tıbbi adımlara doğru kademeli olarak ilerlenir.
Tedavi sürecinde kademeli olarak uygulanan yöntemler aşağıdaki gibidir:
- Günlük sıvı tüketim miktarının yeniden düzenlenmesi
- Mesane kasını tahriş eden gıdaların diyetten çıkarılması
- Mesane kapasitesini artırmayı hedefleyen özel eğitimler
- Pelvik taban kaslarını güçlendiren egzersiz programları
- İstemsiz kasılmaları durduran ilaç tedavileri
- Mesane duvarına uygulanan botoks enjeksiyonları
- Sinir uyarılarını düzenleyen mesane pili uygulaması
Birinci basamak tedaviler tamamen kişinin kendi yaşam alışkanlıklarını değiştirmesine odaklanır. Günlük tüketilen su miktarının dengeli bir şekilde zamana yayılması sağlanır. Ayrıca çay, kahve, asitli içecekler ve aşırı baharatlı gıdalar mesane iç yüzeyini tahriş ederek yanlış alarmları tetiklediği için beslenmeden çıkarılır. Mesane eğitimi adı verilen süreçte ise kişi, ani sıkışma hissi geldiğinde hemen tuvalete koşmak yerine olduğu yerde durarak pelvik kaslarını sıkar ve bu acil kasılma hissini bilinçli olarak baskılamayı öğrenir. Bu sayede tuvalete gitme aralıkları zamanla ve yavaş yavaş uzatılmış olur.
İkinci basamakta, eğer davranışsal değişiklikler tek başına yeterli gelmezse, ağız yoluyla alınan özel ilaçlar devreye girer. Bu ilaçların temel amacı, mesane kasındaki o yanlış alarm veren alıcıları bloke ederek istemsiz kasılmaları durdurmaktır. Bazı ilaç grupları kasılma sinyalini keserken, daha yeni nesil ilaç grupları mesanenin gevşeme kapasitesini artırarak içeride daha fazla idrarın daha düşük bir basınçla depolanmasına olanak tanır.
Üçüncü ve daha ileri basamaklarda ise ilaca direnç gösteren vakalara odaklanılır. Kameralı sistemlerle idrar kesesinin içine girilerek kas duvarındaki onlarca farklı noktaya botoks iğneleri yapılır. Bu işlem aşırı reaksiyon gösteren kas liflerini aylar boyunca geçici olarak felç eder ve mesanenin aniden kasılmasını engeller. Diğer bir ileri yöntem olan mesane pili uygulamasında ise, kuyruk sokumundaki sinirlere yerleştirilen ince bir tel vasıtasıyla hafif elektrik akımları gönderilir. Bu akımlar, beyin ve mesane arasındaki o bozulmuş iletişim ağını yeniden düzenleyerek sistemin doğru çalışmasını sağlar.
İşeme Bozuklukları Kapsamında İdrar Kaçırma Tipleri Nelerdir?
İdrar kaçırma sorunu, toplumda çok yaygın olarak görülmesine rağmen genellikle gizlenen, utanıldığı için pek dile getirilmeyen ancak kişinin sosyal hayatını adeta hapseden bir durumdur. Çoğu insan bu durumun sadece yaşlılığın doğal bir sonucu olduğunu düşünse de aslında arka planda yatan çok farklı mekanizmalar ve anatomik sorunlar vardır:
Temel idrar kaçırma tipleri şunlardır:
- Karın içi basıncın artmasına bağlı stres tipi kaçırma
- Aniden tuvalete sıkışmaya bağlı aciliyet tipi kaçırma
- Her iki durumun aynı anda görüldüğü karma tip kaçırma
Stres tipi idrar kaçırma, mesaneyi ve idrar kanalını alttan destekleyen kas ve bağ dokusunun zamanla gücünü kaybetmesi sonucunda ortaya çıkar. Kişi güldüğünde, şiddetli öksürdüğünde, hapşırdığında, ağır bir eşya kaldırdığında veya merdiven çıkarken karın boşluğundaki basınç aniden yükselir. Alttaki destek doku zayıf olduğu için idrar kanalı bu basınca direnemez, kapakçık sistemi gevşer ve kişi istemsizce idrar kaçırır. Bu durum özellikle çok sayıda zorlu normal doğum yapmış kadınlarda veya menopoz sonrası dönemde dokuların elastikiyetini kaybetmesiyle sıkça görülür.
Aciliyet tipi kaçırma ise daha önce detaylıca açıklanan aşırı aktif mesane durumunun en uç noktasıdır. Mesane aniden ve o kadar şiddetli kasılır ki kapakçık sistemi normal çalışıyor olsa bile bu devasa basınca karşı koyamaz ve kişi tuvalete yetişecek zamanı bulamadan idrarını kaçırır. Karma tipte ise bu iki mekanizma da aynı hastada bir arada bulunur; yani hasta hem öksürünce kaçırır hem de aniden tuvalete sıkışıp yetişemeyerek kaçırır.
İdrar Kaçırma Sorununda Hangi Cerrahi Çözümler Uygulanır?
Stres tipi idrar kaçırmanın kalıcı ve en etkili çözümü, anatomik desteği yeniden sağlamayı hedefleyen cerrahi müdahalelerdir. Günümüzde bu amaçla geliştirilmiş ve son derece yüksek başarı oranlarına sahip olan yöntemlerin temel mantığı, zayıflayarak aşağı doğru sarkan idrar kanalını sentetik, ağ yapısında bir yama ile tıpkı bir hamak gibi alttan desteklemektir.
En sık uygulanan hamak veya askı cerrahileri şunlardır:
- Karın duvarına asılan bant cerrahileri
- Bacak arası kıvrımlarından geçirilen bant cerrahileri
Karın duvarına asılan bant cerrahilerinde, idrar kanalının hemen altından geçirilen sentetik yamanın uçları, leğen kemiğinin arkasından yukarıya, karın kaslarına doğru tüneller açılarak yerleştirilir. Bu sayede karın içi basınç her arttığında, bu sentetik hamak idrar kanalını yukarı doğru hafifçe sıkıştırarak idrarın dışarı sızmasını engeller. Ancak bu işlem sırasında iğnelerin yanlışlıkla mesane duvarını delme riski bulunduğu için cerrahi esnasında mutlaka kamera sistemleriyle mesanenin içinin kontrol edilmesi gerekir.
Bacak arası kıvrımlarından geçirilen yöntemde ise sentetik yamanın uçları karın boşluğuna hiç yönlendirilmeden, bacak kemiklerinin birleştiği bölgedeki anatomik boşluklardan yatay olarak geçirilir. Bu yatay geçiş sayesinde mesane duvarına hiç yaklaşılmaz, dolayısıyla mesane yaralanma riski neredeyse tamamen ortadan kalkar. Bu yöntem anatomik olarak çok daha güvenli kabul edilir ve hastaların uzun vadeli hayat kalitelerinde mükemmel sonuçlar doğurur. Ameliyat sonrasındaki ilk altı haftalık iyileşme sürecinde hastanın kesinlikle ağır kaldırmaması, şiddetli öksürük krizlerinden korunması ve kabız olmamaya özen göstermesi, o sentetik yamanın vücut dokularıyla tamamen bütünleşmesi ve cerrahinin bir ömür boyu kalıcı olabilmesi için olmazsa olmaz bir kuraldır.
Nörojen Mesane ve Sinir Sistemi İlişkisi Nasıl Açıklanır?
Mesanenin idrarla dolarken genişleyip esnemesi ve işeme zamanı geldiğinde kasılarak idrarı tamamen dışarı atması eylemi, aslında beyin, omurilik ve idrar yolları arasında kesintisiz akan muazzam bir elektrik sinyali alışverişiyle mümkün olur. Bunu devasa bir bilgisayar ağına benzetebiliriz; ana bilgisayar olan beyin, kablolar olan omurilik vasıtasıyla uç birim olan mesaneye sürekli komutlar gönderir ve ondan anlık durum raporları alır. Nörojen mesane, işte bu kusursuz sinirsel iletişim ağının herhangi bir noktasında meydana gelen bir hasar sonucunda, idrar kesesi ve idrar tutan kapakçık kası arasındaki uyumun tamamen ortadan kalkması durumudur.
Sinirsel iletişimi kesen ve nörojen mesaneye yol açan temel hastalıklar şunlardır:
- Beyin kanamaları veya inme durumları
- Multipl Skleroz hastalığı
- Parkinson hastalığı
- Trafik kazaları veya düşmelere bağlı omurilik felçleri
- Doğuştan gelen ve omurganın kapanmadığı ayrık omurga hastalıkları
Bu hastalıkların sonucunda ortaya çıkan en tehlikeli ve organ kaybına kadar gidebilen durumlardan biri, idrar kesesi kası ile idrar tutan kapakçık kasının birbirine tamamen zıt ve inatçı bir şekilde çalışmasıdır. Normal sağlıklı bir işeme anında mesane kası idrarı itmek için kasılırken, kapı görevi gören kapakçık kasının ardına kadar açılıp gevşemesi gerekir. Ancak sinirsel uyum bozulduğunda, mesane bütün gücüyle kasılıp idrarı dışarı atmaya çalışırken kapakçık kası da tam tersine inatla kasılarak kapıyı kilitler. Bu durum mesane içerisinde korkunç boyutlarda bir basınç oluşmasına neden olur. Dışarı çıkamayan idrar, yüksek basıncın etkisiyle geldiği yoldan geri döner, böbreklere doğru ters bir akıntı yaratır ve zaman içerisinde böbreklerin o hassas süzme hücrelerini kalıcı olarak tahrip ederek böbrek yetmezliğine yol açar.
Nörojen Mesane Hastalarında Ürodinami ve Hangi Tedaviler Uygulanır?
Bu gizli ve son derece tehlikeli basıncı tespit edebilmek için ürodinami adı verilen, bilgisayarlı ve son derece detaylı bir basınç ölçüm testi yapılması zorunludur. Bu test, sadece mesanenin ne kadar sıvı aldığına değil o sıvıyı alırken duvarında ne kadar fiziksel gerilim yarattığına odaklanır. Burada mesane kasının kendi başına ürettiği o saf ve tehlikeli gücü bulabilmek için çok net bir matematiksel denklem kullanılır:
- P_{det} = P_{ves} – P_{abd}
Bu formülün temel mantığı şudur; idrar kesesinin içindeki toplam basınç, sadece mesane kasının kasılmasıyla oluşmaz. Kişi nefes aldığında, hareket ettiğinde veya karnını sıktığında da karın içindeki organlar mesanenin üzerine ağırlık yapar. İşte bu karın içi ağırlığı toplam basınçtan çıkararak sadece idrar kesesi kasının kendi ürettiği asıl tehlikeli gücü hesaplamak, hastalığın ciddiyetini anlamak için şarttır.
Nörojen mesaneye sahip hastaların tedavisinde birinci ve en hayati öncelik, o artan basıncı ne pahasına olursa olsun düşürerek böbrekleri korumaktır.
Böbrekleri korumak ve idrar boşaltımını sağlamak için uygulanan yöntemler şunlardır:
- İdrar kesesine düzenli aralıklarla tek kullanımlık ince hortumlar yerleştirerek boşaltım yapılması
- Mesane kasını gevşetici yüksek doz oral ilaçlar kullanılması
- Kapalı kalan idrar kapakçığı kasına botoks iğneleri uygulanması
- İdrar kesesinin bağırsak parçaları kullanılarak cerrahi yolla büyütülmesi
Kendi kendine boşaltım yöntemi, mesanesi idrarı itemeyen hastalar için hayat kurtarıcı bir rutin işlemdir. Hasta gün içerisinde saat kurarak, tertemiz ve kayganlaştırılmış ince sondaları kendi kendine idrar kanalından içeri iter, mesanede biriken idrarı dışarı alır ve sondayı çöpe atar. Bu basit ama etkili fiziksel tahliye, mesane içinde yüksek basınçlı idrar birikmesini engeller. Eğer ilaçlara rağmen mesane duvarı küçülmüş, kalınlaşmış ve esnekliğini tamamen yitirmişse, cerrahi olarak kişinin kendi bağırsaklarından alınan bir yama mesaneye dikilir. Bu sayede idrar kesesinin hacmi büyütülür, içerideki basınç kalıcı olarak düşürülür ve böbrekler güvence altına alınır.
Pelvik Organ Sarkması (Prolapsus) Nedir ve Neden Olur?
Pelvik organ sarkması, kadınların leğen kemiği boşluğunda yer alan idrar kesesi, rahim ve bağırsakların alt kısımlarının, onları yerli yerinde tutan bağ dokularının ve kasların zayıflaması neticesinde yerçekimine yenik düşerek vajina kanalından aşağıya doğru fıtıklaşması ve dışarı sarkması durumudur. Leğen kemiğinin tabanını oluşturan kasları geniş ve gergin bir trambolin gibi düşünebilirsiniz. Bu trambolinin üzerinde tüm iç organlar güvenle oturur. Ancak trambolinin yayları gevşediğinde, üzerindeki ağırlıklar aşağı doğru sarkmaya başlar.
Trambolin yaylarını gevşeten ve sarkmaya neden olan risk faktörleri şunlardır:
- Birden fazla sayıda ve zorlu geçen normal doğumlar
- İleri yaşla birlikte gelen bağ dokusu zayıflığı
- Aşırı kiloya bağlı kronik karın içi basınç artışı
- Astım gibi hastalıklara bağlı sürekli ve şiddetli öksürük
- Kronik kabızlık ve uzun süreli şiddetli ıkınmalar
Sarkmanın şiddetini tıp dilinde ortak bir standartla konuşabilmek için özel bir haritalama sistemi kullanılır. Bu sistemde kadının kızlık zarı bölgesi sıfır noktası, yani referans merkezi olarak kabul edilir. Vajinanın iç duvarlarındaki dokuz farklı anatomik noktanın bu referans merkezine olan milimetrik uzaklığı ölçülür. Sarkmanın hiç olmadığı durum Evre 0 olarak adlandırılırken, rahmin ve mesanenin vajinadan tamamen dışarı ters yüz olarak çıktığı en ileri durum Evre 4 olarak sınıflandırılır.
Pelvik Organ Sarkmasında Hangi Cerrahi Yöntemler Uygulanır?
Sarkan organların cerrahi olarak eski konumlarına getirilmesi süreci, tamamen hastanın yaşına, sarkmanın hangi organlardan kaynaklandığına ve kadının cinsel hayatının aktif olup olmamasına göre titizlikle seçilen farklı yollarla gerçekleştirilir.
Tedavide uygulanan temel onarım cerrahileri şunlardır:
- Vajinal yoldan rahmin alınması ve fıtıkların onarılması
- Robotik cerrahi sistemleriyle organların yukarı asılması
- Karın zarına girilmeden yapılan kısa bant askı işlemleri
- İleri yaş hastalar için vajina kanalının tamamen kapatılması
Vajinal yoldan yapılan onarımlarda, hastanın karnında dışarıdan görünen hiçbir kesi olmaz. İşlem tamamen vajinal boşluktan gerçekleştirilir; sarkan rahim alınır, önden sarkan mesane ve arkadan fıtıklaşan bağırsak dokuları kendi destek bağları kullanılarak dikilip toparlanır. Robotik cerrahide ise karnın içerisine gönderilen yüksek çözünürlüklü 3 boyutlu kameralar ve insan elinden çok daha fazla kıvrılma yeteneğine sahip robotik kollar kullanılır. Sarkan vajina kubbesi veya rahim, çok sağlam sentetik bir yamayla omurganın en alt noktasındaki o sağlam kemik yapıya sağlam dikişlerle asılır. Bu askı işlemi o kadar kuvvetlidir ki hastalığın ileride tekrar etme riski yüzde ikinin bile altındadır. Eğer hasta çok ileri yaştaysa, anestezi alması çok büyük riskler taşıyorsa ve cinsel bir birliktelik yaşamıyorsa, vajina duvarlarının kendi üzerine dikilerek o boşluğun tamamen kapatılması işlemi uygulanır. Bu oldukça kısa süren ve hastayı fıtık derdinden anında kurtaran çok pratik bir çözümdür.
İdrar Yolu Enfeksiyonları Neden Sık Tekrarlar?
İdrar yolu enfeksiyonları, çoğunlukla kişinin kendi sindirim sisteminde ve bağırsak florasında doğal olarak bulunan bakterilerin, dış ortamdan idrar kanalına sızarak mesane iç yüzeyine tutunması ve burada çoğalarak dokuda bir iltihap başlatmasıyla ortaya çıkar. Kadınların anatomik yapısı erkeklerden çok farklıdır. Kadınlarda idrar kanalı sadece birkaç santimetre uzunluğundadır ve bu kısa mesafe, bakterilerin dışarıdan mesanenin güvenli ortamına sızabilmesi için çok kolay bir yol oluşturur. Erkeklerde ise bu kanal çok daha uzun olduğu için bakterilerin mesaneye ulaşması fiziksel olarak daha zordur.
Basit bir mesane enfeksiyonu başladığında hasta şiddetli idrar yanması, sanki jilet kesiyormuş gibi sızlama ve idrarda bulanıklık şikayetleri yaşar. Yapılan basit bir idrar testinde savunma hücreleri olan lökositlerin görülmesiyle hemen kısa süreli antibiyotik tedavisine başlanır. Ancak idrar kesesine tutunan bu bakteriler fırsat bulup oradan da yukarı, idrar taşıyıcı boruları takip ederek böbreklere kadar tırmanırsa, durum çok daha tehlikeli bir hal alır. Böbrek enfeksiyonları yüksek ateş, titreme nöbetleri ve sırtın yan kısımlarında dayanılmaz böbrek ağrılarıyla kendini gösterir. Bu durumda enfeksiyona hangi bakterinin yol açtığını bulabilmek için idrar kültürü yapılır ve mikropların laboratuvar ortamında çoğaltılıp hangi antibiyotiğe yenik düştükleri tek tek test edilir. Sonrasında çok daha uzun ve damar yolundan verilen güçlü tedaviler uygulanmak zorunda kalınır.
İdrar Yolu Enfeksiyonlarından Korunma Yolları Nelerdir?
Bir kişinin altı ay içerisinde iki defadan fazla veya bir yıl içerisinde üç defadan fazla idrar yolu enfeksiyonu geçirmesi durumu artık tekrarlayan enfeksiyon döngüsüne girildiğini gösterir. Bu hastalarda her seferinde kutu kutu antibiyotik kullanmak, zamanla bakterilerin mutasyon geçirerek o antibiyotiklere karşı direnç kazanmasına ve ilaçların tamamen etkisiz hale gelmesine yol açar. Bu yüzden asıl amaç enfeksiyon daha hiç başlamadan önünü kesebilecek koruyucu duvarlar örmektir.
Enfeksiyon döngüsünü kırmak için kullanılan koruyucu takviyeler ve yöntemler şunlardır:
- Aylarca süren gece yatmadan alınan çok düşük doz antibiyotik koruması
- İlişki sonrasında alınan tek doz profilaktik ilaçlar
- Bağışıklık sistemini mikroplara karşı eğiten aşı hapları
- Mesane duvarını kayganlaştıran bitkisel kızılcık özütleri ve doğal şeker takviyeleri
- Menopoz dönemi için vajinal dokuyu güçlendiren lokal hormon kremleri
Eğer enfeksiyonların çoğu cinsel birliktelikten hemen sonra ortaya çıkıyorsa, sadece o aktiviteden sonra alınan tek bir hap şeklindeki koruma, bakterilerin o ilk giriş anında çoğalmasını engeller. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için verilen ağızdan alınan aşı formundaki haplar, bedenin o spesifik bakteriyi tanımasını ve sınırda yok etmesini sağlar. Özellikle kızılcık ekstreleri ve D-mannoz adı verilen özel doğal takviyeler, mesanenin iç yüzeyini adeta teflon bir tavaya benzer şekilde kayganlaştırır. Bakteriler bu kaygan yüzeye fiziksel olarak tutunamaz ve idrar akışıyla birlikte vücuttan akıp giderler. Menopoz sonrasında ise kadınlık hormonunun azalmasına bağlı olarak vajina bölgesindeki yararlı ve koruyucu bakteriler ölür, bu da zararlı bakterilerin önünü açar. Dışarıdan uygulanan bölgesel hormon kremleri sayesinde o doku tekrar canlanır, yararlı bakteriler geri döner ve enfeksiyonlara karşı doğal, asidik bir savunma hattı yeniden kurulmuş olur.
İnterstisyel Sistit (Ağrılı Mesane) Nedir ve Neden Teşhisi Zordur?
İnterstisyel sistit, dışarıdan bakıldığında aynen sürekli tekrarlayan bir idrar yolu enfeksiyonu gibi davranan, ancak hastanın idrarında tek bir bakteri bile bulunmamasına rağmen, mesane doldukça artan korkunç pelvik ağrılara ve sürekli tuvalete gitme hissine yol açan gizemli ve kronik bir yangı hastalığıdır. Bu hastalığın teşhisi oldukça zordur çünkü şikayetler basit enfeksiyonlarla birebir aynıdır, ancak haftalarca kutu kutu antibiyotik kullanılmasına rağmen şikayetlerde en ufak bir gerileme olmaz. Tıbbi süreçte bu hastalığın teşhisi “dışlama” yöntemiyle konur; yani taş, tümör, mikrop gibi ihtimaller teker teker aranıp bulunamadıktan sonra geriye sadece bu sendrom kalır.
Mesanemizin iç yüzeyi, idrarın içindeki asitli maddelerin dokulara sızmasını engelleyen su geçirmez bir zarla kaplıdır. Bu hastalığa sahip bireylerde bu koruyucu zarın bölgesel olarak inceldiği, delindiği ve hasar gördüğü düşünülmektedir. Su geçirmezlik özelliği kaybolunca, idrarın içindeki asidik kimyasallar direkt olarak mesane duvarının içindeki açık sinir uçlarına temas eder ve bu da kavurucu bir ağrı dalgası yaratır. Tanıyı kesinleştirmek için anestezi altında hastanın mesanesi özel bir sıvıyla gerdirilerek şişirilir. Bu gerilme esnasında kamerayla izlenen mesane duvarında sızıntı şeklinde minik kanama odaklarının görülmesi veya duvarda oluşan özel ülser yapılarının tespit edilmesi, koruyucu tabakanın çöktüğünün kesin kanıtı sayılır.
İnterstisyel Sistit Hastaları Hangi Gıdalardan Uzak Durmalıdır?
Mesane iç yüzeyindeki koruyucu bariyer zayıfladığı için, tüketilen her sıvı süzülüp idrara karıştığında, bu hasarlı yüzeyle doğrudan temas eder. Normal bir insana hiçbir zarar vermeyen bazı yiyecek ve içeceklerin asidik veya tahriş edici içerikleri, bu hastaların açık yara gibi duran mesane duvarına temas ettiğinde ağrıyı ve yanmayı inanılmaz boyutlara taşır.
Beslenme düzeninden kesinlikle çıkarılması gereken başlıca gıdalar şunlardır:
- Çay
- Kahve
- Asitli ve gazlı içecekler
- Alkol
- Aşırı baharatlı ve acı gıdalar
- Limon ve portakal gibi turunçgiller
- Çikolata
- Yapay tatlandırıcılar
Bu yiyecek ve içecekler menüden tamamen çıkarıldığında bile hastaların şikayetlerinde ciddi oranda bir hafifleme ve ağrı ataklarında azalma gözlemlenir.
İnterstisyel Sistit Tedavisinde Hangi Adımlar İzlenir?
Tedavinin temel amacı o hasar gören koruyucu zarı bir şekilde tamir edebilmek ve o bölgedeki açıkta kalan sinir uçlarının beyne gönderdiği ağrı çığlıklarını susturabilmektir.
Hastalığın kontrol altına alınması için uygulanan basamaklı tedaviler şunlardır:
- Hasarlı zarı onarmaya yönelik ağızdan alınan özel hapların kullanımı
- Alerjik ve sinirsel reaksiyonları baskılayan yatıştırıcı ilaçlar
- İdrar kesesinin içine özel sondalarla sıvı ilaç karışımlarının verilmesi
- Sinir uyarılarını kesmek amacıyla mesane içine uygulanan botoks iğneleri
Sadece diyet değişikliklerinin yetmediği durumlarda, ağızdan alınan ve mesane duvarını aylarca süren bir tedaviyle yavaş yavaş onarmaya çalışan özel moleküllü haplar kullanılır. Ancak bu hapların tam etkisini göstermesi çok uzun sürer. Bu yüzden ilaçların mide ve bağırsaktan geçip kana karışmasını beklemek yerine, çok daha hızlı ve etkili bir yol tercih edilir. Bir sonda yardımıyla dışarıdan direkt olarak mesanenin içine özel onarıcı asit ve sıvılar verilir. Bu sıvılar, idrar kesesinin o hasarlı duvarlarını tıpkı bir yara bandı veya zırh gibi içeriden sıvayarak asidin sinirlere ulaşmasını engeller. Ayrıca bu sıvı karışımının içine eklenen güçlü iltihap dağıtıcılar, o bölgedeki sinirlerin uyuşmasını sağlayarak hastaya büyük bir ferahlama hissi verir. Çok dirençli ve inatçı ağrısı olan vakalarda ise, ağrı sinyalini beyne taşıyan yolları geçici olarak kapatmak için doğrudan o bölgeye minik botoks enjeksiyonları yapılır.
